cemal süreya kuşlar uçuyor şiiri sözleri

Cemal süreya sözleri,cemal süreya şiirleri 30 Temmuz 2015 Perşembe. Cemal Süreya-Yazmam daha aşk şiiri. Kuşlar bakımından uçarı Yeni sözler buldum bir nice seni görmeyeli. Daha geniş bir gökyüzünde soluk aldıracak şiire. Hadi bir de bunlarla çağır gelsin aslan heykelleri. Oldurmanın yıkmanın yeniden yapmanın aslan heykelleri. Olduran yıkan yeniden yapan gözlerini seviyorum kaç kişi. Bir senin gözlerin var zaten daha yok. Cemal Süreya - Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni Şiir Sözleri İki kalp arasında en kısa yol: Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde gösterisi zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmış göçüyorlar Keşke yalnız bunun CemalSüreya (Cemalettin Seber; 1931, Erzincan – 9 Ocak 1990, İstanbul) 1954’te Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nü bitirdi. Maliye Bakanlığı’nda müfettiş yardımcılığı ve müfettişlik görevlerinde bulundu; 1965’te ayrıldığı müfettişlik görevine 1971’de yeniden döndü; 1982’de müşavir maliye müfettişliğinden Kısa - Cemal Süreya - Şiir - Hayat kısa, Kuşlar uçuyor. Cemal Süreya'nın tam metin tüm şiirleri için tıklayınız. Site De Rencontre Français Gratuit 2014. Türk şiirinde modernist bir hareket olan 'İkinci Yeni' şiirinin öncülerinden olan Cemal Süreya, ilk şiir denemelerini ortaokulda eskizlerle, lisede aruzla yapsa da asıl şiir çalışmaları üniversite yıllarında başladı. Sosyalist fikirlerini, çıkardığı Papirüs dergisinde okurlarıyla paylaştı. Arkadaşıyla girdiği bir bahisin ardından soyadındaki bir Y harfini atarak, 'Cemal Süreya' adını aldı. İşte, Cemal Süreya biyografisi... "Hayat kısa kuşlar uçuyor" sözleriyle hafızalara kazınan, Türk edebiyatının en önemli yazar ve şairlerinden, İkinci Yeni akımının usta ismi Cemal Süreya, 9 Ocak 1990 tarihinde 59 yaşında hayatını olan Cemal Süreya'nın sürgün hayatını 7 yaşında başladı. 1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesiyle birlikte bir yük vagonuna konulup Bilecik'e sürgüne gönderildi. Süreya'nın henüz 23 yaşında olan annesi, sürgünün 6. ayında hayatını kaybetti. Tahsil için İstanbul'un yolunu tutan Cemal Süreya ile kardeşi ve babası, İstanbul'daki 3. yıllarında burada kaldıkları evde tespit edilerek, sürgün yerinden izinsiz ayrıldıkları gerekçesiyle polis tarafından tekrar Bilecik'e getirildi. CemalSüreya Bilecik'te parasız yatılı okuluna kaydedildi. Artık o hem sürgün, hem parasız, hem de yatılıdır kendi ikinci eşiyle tanışma hikayesi bir hayli ilginç. Rivayet odur ki, Cemal Süreya bir arkadaşına "Düğmemi dikebilecek bir kadınla evlenmek istiyorum" dedikten bir kaç gün sonra bir yemekte Zuhal Tekkanatla karşılaşır ve yaka düğmesini kopartıp Zuhal Tekkanat'a uzatır, evlenme teklif eder. Cemal Süreya, On Üç Günün Mektupları adlı eserini Zuhal Tekkanat hastanedeyken onun için SÜREYA'NIN HAYAT HİKAYESİ1931 yılında Erzincan'da dünyaya geldi. Cemal Süreya aslen Tunceli ve Alevi bir ailede doğan Cemal Süreya'nın babası Hüseyin Bey, annesi Güllü Hanım'dır. 1905'te Erzincan'da doğan ve nakliyecilikle uğraşan babası Hüseyin Seber Kürt'tür. 1915'te Karatuş'ta doğan ve 'Gülbeyaz' olarak bilinen annesi Güllü Hanım Zazadır. Karatuş'tan gidip gelirken Güllü Hanım ile karşılaşan Hüseyin Bey, ağabeyi Memo'nun yardımıyla Güllü Hanım'ı kaçırmış ve evlendi. Bu evlilikten Cemalettin, Perihan, Ayten ve Kemal adlarında 4 çocuk dünyaya geldi. Çocuklardan Kemal, 1 yaşındayken hayatını kaybetti. Ailesi, 1938 yılında Dersim Harekatı sırasında, amcasının valiyle arasının kötü olması nedeniyle Dersim İsyanı sonrası Bilecik'e sürgün YAŞTA ANNESİNİ KAYBETTİGüllü Hanım, Bilecik'e yerleştikten 6 ay sonra yaptığı düşük sonucu 23 yaşında yaşamını yitirdi. Ailenin maddi durumu bu dönemde gittikçe kötüleşti. İlkokula başlamak için halasının yaşadığı İstanbul'a giden Cemal Süreya, buradayken ailesinden gelen bir etkiyle cenk kitapları okumanın yanı sıra sık sık sinemaya gitti. Daha sonradan babasıyla kız kardeşleri de İstanbul'a gitti, fakat sürgün edilen kişilerin bulundukları muhiti 20 yıl boyunca terk etmeleri yasak olduğu için bir gece bütün aile Sanasaryan Han'a götürüldü, ardından Bilecik'e makinist olarak karayollarına çalışmaya başladı ve işi gereği ayın 15 günü dışarıda olduğu için annelik görevini babaannesi üstlendi, babasının boşluğunu ise amcası doldurdu. Annesi öldükten sonra babası 2 evlilik daha yaptı. Babasının ikinci eşi Esma Hanım, üçüncü eşi ise Refika Hanım ile SÜREYA'NIN EĞİTİM HAYATICemal Süreya, ilkokula başlamadan önce okumayı, yazmayı, matematiği ve resim yapmayı büyük amcası Memo'dan öğrendi. Hastalığı sebebiyle okula 1 yıl geç başlayarak 1939'da 37. Beyoğlu İlkokulu'na kaydoldu. İlkokul 2. sınıftayken yazdığı bir kompozisyonla öğretmeninden Yavrutürk dergisini ödül olarak 3. sınıfın ilk dönemini bitirdikten sonra sürgün edildikleri Bilecik'e dönmek zorunda kalınca, Bilecik Birinci İlkokulu'na kaydoldu. Burada 'Kürt damarı tuttu', 'Sümüklü Kürt', 'Kürt Cemo' sözleriyle hitaplara maruz kaldı. Üvey annesi Esma Hanım'dan uzak kalmak için parasız yatılı sınavına girdi ve sınavı kazanarak 1944-45 eğitim-öğretim döneminde Bilecik Ortaokulu'nda okumaya başladı. Tatil dönemlerinde gece bekçiliği ortaokulu bitirdikten sonra 1947-48 döneminde İstanbul'da Haydarpaşa Lisesi'nde parasız yatılı öğrenci olarak öğrenim hayatına devam etti ve bu dönemde aruz ölçüsüyle birkaç şiir yazdı. Lise son sınıftayken edebiyatla ilgilenen Cemal Süreya, kendini bu dönemde 'aruzcu, eski edebiyatçı' olarak gördü. 1950'de Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin Maliye ve İktisat bölümünde okumaya ve bu dönemde şiirlerini yayımlamaya başladı. Yine bu dönemde eski şiiri bırakarak yeni şiire geçiş yaptı. 1954'te mezun olduktan sonra teğmen olarak askerliğini yaparken fark derslerini de vererek hukuk diplomasını da DÖNEMİCemal Süreya, 25 Kasım 1954'te Eskişehir Vergi Dairesi'nde stajyer olarak göreve başladı. 8 Ağustos 1955'te yapılan Teftiş Kurulu sınavını kazanarak 11 Ağustos 1955'te maliye müfettiş yardımcısı olarak İstanbul'a gitti. Bu dönemde art arda hem şiirleri hem yazıları yayımlandı ve dergi çıkarmayı planladı. 7 Ekim 1958'de girdiği yeterlilik sınavı sonucunda 5. sınıf maliye müfettişi oldu. Bu tarihten itibaren teftiş amaçlı ülkenin çeşitli bölgelerine yaptığı Temmuz 1959-31 Aralık 1960 tarihlerinde memuriyetine ara verdi ve bu dönemde, beşinci ayın beşinde saat beşte Kızılay'da Demokrat Parti hükümetini protesto etmek amaçlı toplanan grubun şifresi olan 555K'ya tanık oldu. Olay anında Adnan Menderes'in bir protestocu tarafından tartaklanması, 22 gün sonra da 27 Mayıs Darbesi ile görevinden uzaklaştırılıp sonrasında idam edilmesinin sebeplerini Cemal Süreya, daha sonraları yazdığı '555K' adlı şiirinde dile bitirdikten sonra maliye müfettişi göreviyle Ankara'ya atandı ve 1961'de Maliye Denetim Usulleri ve İktisadi Devlet Teşekkülleri'ni incelemek üzere Paris'e gönderildi. Paris'teyken hem Fransızcasını geliştirdi, hem de 'Göçebe' adlı şiirini tamamladı. Burada 1 yıl kaldıktan sonra Türkiye'ye dönerek Kars, Ağrı, Çanakkale ve Tekirdağ gibi yerlere teftiş turnesine çıktı. 1964'te İstanbul'a atandıktan sonra hem edebiyata, hem de dergi çıkarma işlerine ağırlık vermek için 31 Temmuz 1965 tarihinde Maliye Teftiş Kurulu'ndan arkadaşları Sezai Karakoç ve Doğan Yel ile beraber istifa BÜROKRAT OLARAK EMEKLİ OLDUMemuriyetten ayrıldıktan sonra dergi çıkarıp dergi yönetimlerinde bulunan Cemal Süreya, 12 Mart Muhtırası'nın meydana gelmesiyle memurluğa geri dönmek zorunda kaldı. 7 Şubat 1975'te Darphane ve Damga Matbaası müdürü oldu fakat dönemin Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon ile tartışmasıyla görevinden ayrılarak Ankara'ya, Tetkik Kurulu üyeliğine Süreya, Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı çıkaracağı kitapların basımında yer alan 9 kişilik Kültür Kurulu üyeliğine de seçildi ve 2 Şubat 1982 tarihinde yüksek bir bürokrat olarak emekli oldu. Emeklilikten sonra batmak üzere olan Odibank'ı Ortadoğu İktisat Bankası kurtarmak için yönetim kurulu üyeliğine getirildi fakat bankanın batmasıyla mahkemeye sevk edildi, ardından aklandı. Devlet işi dışında Yurt, Meydan Larousse ve ANSA Omnis ansiklopedilerine redaktörlük yaparak emekli olduktan sonra daha çok zaman ayırmayı düşündüğü yayın dünyasının içine dahil YAŞAMIHayatı boyunca 4 kez evlenen Cemal Süreya'nın, bu evlilikler dışında çeşitli ilişkileri oldu. Bilecik'te ortaokul 2. sınıf öğrencisiyken tanıştığı ve aşık olduğu Seniha Nemli ile ilk evliliğini yaprı. Cemal Süreya'nın babası bu evliliğe razı olmamasına rağmen Süreya, Seniha Hanım ile 1952'te nişanlandı ve 7 Kasım 1954'te de evlendi. Nikah döneminde Cemal Süreya'nın gelgitli karakteri, beklentileri, öfkesini kontrol edemeyişi; gereksiz yere çıkan ilk kavga sonrasında kendi bileklerini jiletle kesmesi ile sonuçlandı. İlk evliliğinden Ayçe adında bir kızı oldu. Eşiyle arası problemli olan Cemal Süreya, stajyer olarak çalıştığı Eskişehir Vergi Dairesi'nde tanışıp bir süre beraber olduğu kadın için 'Üvercinka' adını kullandı. 11 Ağustos 1955'te Maliye Müfettiş Muavini olarak İstanbul'a atanan şairin 'Üvercinka' ile ilişkisi bitmiştir. Cemal Süreya'nın babası Hüseyin Bey'in ölümü sonrasında Süreya'yla Seniha Hanım yeniden birleşmişti fakat bu ikinci beraberlik de uzun sürmedi. 1958'de evi terk ederek boşanmak için 7 yıl uğraştı. Seniha Hanım ise zaman zaman şiddet gördüğü eşine daha fazla dayanamayıp kızını da alarak baba evine Hilmi Ziya Ülken'in yeğeni Suna Lokman ile nişanlandı fakat Cemal Süreya'nın Paris'e gitmesiyle evlilikleri ertelendi. Paris'ten dönen şair, nişanlısından ayrıldı. 1964'te İstanbul'a atandığında Tomris Uyar ile tanıştı ve birlikte yaşamaya başladı. Fakat 1966'da ilişkileri sona erdi. Cemal Süreya'nın 'Papirüs'ü ikinci defa çıkardığı 1966'da Zühal Tekkanat ile tanıştı ve ikili, Ağustos 1967'te evlendi. Bu evlilikten Memo Emrah d. 23 Kasım 1969 adından bir oğulları oldu. Maddi sıkıntılar nedeniyle memuriyete dönen Cemal Süreya Ankara'ya gidince eşiyle mektuplaştı, 'Beni Öp Sonra Doğur Beni' kitabını eşine ithaf etti ve ailesi, şairin yanına Ankara'ya taşındı. Aynı evi paylaşmalarına rağmen geçinemediler, sürekli aldatıldıklarını düşündüler. Cemal Süreya'nın tepkisi zaman zaman şiddete dönüşmüştü. Evliliği sırasında Gazi Eğitim Enstitüsü'nde Fransızca hocalığı yapan Güngör Demiray ile tanışan Cemal Süreya, Tekkanat'tan 1975'te boşanarak aynı yılın şubat ayında Demiray ile evlendi fakat 10 ay sonra boşandı. 1976'da Tekkanat ile tekrar nişanlandı ve 1977'de bu beraberlik de bitti. Darphane Genel Müdürlüğü'nde çalışırken 1980'de tanışıp evlendiği ve kitabevi sahibi 4 çocuklu dul bir olan ve Süreya'nın 'Bayan Nihayet' dediği Birsen Sağnak, şairin son eşi SÜREYA'NIN KİŞİLİĞİCemal Süreya; çocukluğunda zayıf, sıska ve hastalıklı sıtma olduğu için kafasının bedenine göre oldukça büyük göründüğünü belirtti Utangaç bir yapıda olduğunu "Utangaç bir adamım ben; bir şeyin fiyatını bile soramam; ayrıca, sorarsam, almak zorundayımdır sanki" sözleriyle dile getirdi. Baki Süha Ediboğlu tarafından 'tıknaz, orta boylu, esmer, kara kaşlı kara gözlü, hareketli bir insan' olarak betimlendi. "Kişiliğine hakim olan durgunluk ve itidal, düşünmeden, bir fikri kafasında yoğurup pişirmeden sere serpe konuşan bir his adamı olmadığı kanısını yaratıyor insanda. ... Konuşmalarında iyiden iyiye hissedilen bu diyalekt, şiir okurken kayboluyor, sanki bir başka tatlı, yumuşak, zaman zaman da tonlu bir İstanbul ağzı ile inşat yapıyor" diye ekledi. Tekin Gönenç ise Süreya'yı 'ağır başlı, yumuşak, söylediklerini çok iyi tartan, öte yandan oldukça çekingen bir insan' olarak tanımladı. Ali Püsküllüoğlu, şairle ilk tanıştıklarında şairin çekingen olduğunu belirtirken Mehmet Kemal ise şairin yalnız, kimsesiz, durağan ve çekingen kimliğini bir türlü atamadığını dile getirdi. Osman Numan Baranus ile Zeynep Oral da şairin utangaç bir kişi olduğunu küçük düşme fobisi ve kusursuz olma endişesi taşıyan Cemal Süreya, kalabalık toplantılarda konuşmaktan pek hoşlanmazdı. Dost ve içki ortamlarında 'şairane konuşma', kendi kendine konuşma, mektup yazma, alınganlık gibi huylara sahiptti. Halasının oğluyla yazma eskizlerine başlayan şair, küçük düşmekten ve beğenilmemekten korktuğu için yazdıklarını kimseyle paylaşmadı. Sezai Karakoç, Cemal Süreya'nın yazdıklarını en yakın arkadaşı olan kendisine bile göstermemesini 'kıskançlık' olarak yorumlarken eşi Zühal Tekkanat ise şairin çalışmalarını sürekli gizli yaptığını açıklamıştır. Cemal Süreya, beraber olduğu kadınları kıskanırken kendisi evliyken kaçamak yaptı. Cemal Süreya, bohem bir hayat sürerken bu yaşantısından oğlu Memo etkilendi. Oğluna karşı 'dengesiz' davrandı ve hem kızıp döverken hem sevgi gösterisinde bulundu. Alkol ve sigaraya düşkün olan Cemal Süreya, mesleğinde oldukça ciddi ve titiz bir şekilde çalıştı. Özel hayatında ise sade ve 'yoksul denilebilecek' bir hayat sürdü. Maliye Bakanı'na verdiği yanıt ya da 12 Eylül Darbesi'nin mimarı olduğunu, sanata karşı tavır aldığını ve Türk Dil Kurumu'nu kapattırdığı için Kenan Evren'in Çankaya Köşkü davetini reddederek ya da Turgut Özal'ın kapitalist sermayeyi desteklediğini düşünmesiyle Cemal Süreya iktidar karşıtı Süreya'nın anne tarafı Zaza baba tarafı da Kürt olmasına rağmen evde Türkçe konuşulduğundan ötürü Kürtçe bilmeyen şair, ilerleyen dönemlerde bu durumdan ötürü 'üzüldüğünü' dile getirdi ve son eşi Birsen Hanım'ın desteğiyle Kürtçe öğrenmeye karar verdi. Kürtçe öğrenmek için alfabe bularak derslere başlamak üzereyken 12 Eylül Darbesi'yle ortadan kaldırılan kitaplarla birlikte bulduğu alfabe de ortadan yok oldu. Cemal Süreya bunun üzerine 'Kısa Türkiye Tarihi IV' şiirini SÜREYA'NIN DÜNYA GÖRÜŞÜCemal Süreya, kendini 'sol sempatizanı demokrat aydın' olarak nitelerken düşünce olarak da 'formalist' olarak tanımladı. Herhangi bir siyasi partiye dahil olmayan veya herhangi bir eylemde bulunmayan şair, düşüncesini daima koruduğunu ve Türkiye'nin sosyalizmle kurtulup gelişeceğini dile getirdi. Kendini feministlerden yana hissetmiş ve feminizm sorununun dünyada ancak sosyalizmle ve kendiliğinden çözüme kavuşacağı kanısında olduğunu fakat 'dünyanın hiçbir yerinde gerçek anlamda bir sosyalist toplum kurulamadığı için kendi payına bu umudumu yitirdiğini' açıkladı. Devlet, aydın, halk, politika, sanat, sanatçı gibi konuları sosyalist bir perspektifle ele almış ve iktidar sahibi olarak itham ettiği devlet, sağ görüşlü, gerici, demokrasiyi 'burjuvanın enstrümanı' olarak sunan, kültürü ve sanatı baltalayan kişilerden oluşmuştur. Demokrat Parti, Adalet Partisi ve Anavatan Partisi eleştirdiği hükümetlerin başında öldüğü zaman mevlit okudu ve müezzin ödülü olarak Cihangir Camii'nin minaresinde iki defa ezan SÜREYA'NIN ÖLÜMÜCemal Süreya, 1982'de kalp spazmı olduğunu açıkladı. Sağlık problemi, oğlu Memo'nun annesini alarak Birsen Hanım ile yaşadığı eve taşınmasıyla başladı ve oğlunun fiziksel şiddetine maruz kalarak bunalımın eşiğini geldi. Kendini içkiye veren Cemal Süreya, 6 Ocak 1990'da kalp krizi geçirdi. 8 Ocak 1990'daki Gazeteciler Cemiyeti'ndeki son hali, Muzaffer Buyrukçu tarafından 'bitkin, zayıflamış ve tam bir moral çöküntüsü içinde' şeklinde aktarıldı. Gece evinde rahatsızlanan Cemal Süreya, önce Haydarpaşa Göğüs Hastanesi'ne, ardından Numune Hastanesi'nin acil servisine götürüldü fakat 9 Ocak 1990 Salı günü şeker komasından hayatını kaybetti. Cenazesi, 10 Ocak 1990 günü Şişli Camii'nde kılınan öğle namazından sonra, amcası Memo'nun yattığı Kulaksız Mezarlığı'nda toprağa SÜREYA ŞİİRLERİ VE ESERLERİUsta şair; Üvercinka 1958, Göçebe 1965, Beni Öp Sonra Doğur Beni 1973, Güz Bitiği 1988, Sıcak Nal 1988, Sevda Sözleri 1984, 1990, 1995, Korkarak Vinç ve Uzaktan Seviyorum Seni adlı şiirlere imza Dolu Çiçekle 1976, Günübirlik 1982, 99 Yüz 1992, Uzat Saçlarını Frigya 1992, Folklor Şiire Düşman 1992, Aydınlık Yazıları/Paçal 1992, Oluşumda Cemal Süreya 1992, Papirüs'ten Başyazılar 1992, Toplu Yazılar I 2000, Toplu Yazılar II 2005, Günler derlemelerini de okuyucuyla buluşturan Cemal Süreya ayrıca, 999 Gün Günler / Üstü Kalsın" 1981 adlı günceyi, Onüç Günün Mektupları'nı 1990, çocuk kitabı Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi'yi 1993, Güvercin Curnatası'nı 1997 ve Mülkiyeli Şairler 1966 ile Yüz Aşk Şiiri 1967 adlı derlemeleri kaleme aldı. Güncelleme 09/01/2022 1851 Sf 11 San Kırmızı bir kuştur soluğum Kumral göklerinde saçlarının Seni kucağıma alıyorum Tarifsiz uzuyor bacakların Kırmızı bir at oluyor soluğum Yüzümün yanmasından anlıyorum Yoksuluz gecelerimiz çok kısa Dört nala sevişmek lazım. Sf 13 Önceleyin Önce bir ellerin vardı yalnızlığımla benim aramda Sonra birden kapılar açılıverdi ardına kadar Sonra yüzün onun ardından gözlerin dudakların Sonra her şey çıkıp geldi Bir korkusuzluk aldı yürüdü çevremizde Sen çıkardın utancını duvara astın Ben masanın üstüne kodum kuralları Her şer işte böyle oldu önce 1954 Sf 15 Adam Adam şapkasına rastladı sokakta Kimbilir kimin şapkası Adam ne yapıp yapıp hatırladı Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar Bir kadın kimbilir kimin karısı Adam ne yapıp yapıp hatırladı. Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı Adam bulut gibiydi, hatırladı Adamın ayaklarının altında Yıldızların yıldız olduğu vardı Adam yıldızlara basa basa yürüdü Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı. 1953 Sf 16 Güzelleme Bak bunlar ellerin senin bunlar ayakların Bunlarda o kadar güzel ki artık o kadar olur Bunlar da saçların işte akşamdan çözülü Bak bu sensin çocuğum enine boyuna Bu da yatak olduğuna göre altımızdaki Sabahlara kadar koynumda yatmışsın Bak bende yalan yok vallahi billahi Sen o kadar güzelsin ki artık o kadar olur İşe bak sen gözlerin de burda Gözlerinin ucu da burda yaşamaya alışık İyi ki burda yoksa ben ne yapardım Bak çocuğum kolların işte çıplak işte Bak gizlisi saklısı kalmadı günümüzün Gözlerin sabahın sekizinde bana açık Ne günah işlediysek yarı yarıya Sen asıl bunlara bak bunlar dudakların Bunların konuşması olur öpülmesi olur Seni usulca öpmüştüm ilk öptüğümde Vapurdaydık vapur kıyıdan gidiyordu Üç kulaç öteden İstanbul gidiyordu Uzanmış seni usulca öpmüştüm Hemen yanımızdan balıklar gidiyordu Sf 17 Aşk Şimdi sen kalkıp gidiyorsun. Git. Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar. Gitsinler. Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin Oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık Sevgiyeydi ilk açılısı gözlerimizin sırf onaydı. Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Yoktu dünlerde evelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir iki zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük Yüzünün bitip vücudunun başladığı yerde Memelerin vardı memelerin kahramandı sonra Sonrası iyilik güzellik. Sf 19 Kanto Ben nerde bir çift göz gördümse Tuttum onu güzelce sana tamamladım Sen binlerce yaşayasın diye yaptım bunu Bir bunun için yaptım – Garson bira getir Garsonun adı Barba Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Bütün açlıklardı kavgalardı gördüğüm Kötülüklerin büsbütün egemen olduğu Namussuz bir çağ bu biliyorsun – Garson rakı getir Garsonun adı Hakkı Sen belki de bir resimsin ne haber Kırmızı bir Beykoz’un yanında duruyorsun Yapan bir de ağaç yapmış yanına Dallarına konsun diye kelimelerin -Garson şarap getir Garsonun hali harap Sf 25 Elma Şimdi sen çırılçıplak elma yiyorsun Elma da elma ha allahlık Bir yarısı kırmızı bir yarısı yine kırmızı Kuşlar uçuyor üstünde Gökyüzü var üstünde Hatırlanacak olursa tam üç gün önce soyunmuştun Bir duvarın üstünde Bir yandan elma yiyorsun kırmızı Bir yandan sevgilerini sebil ediyorsun sıcak İstanbul’da bir duvar Ben de çıplağım ama elma yemiyorum Benim öyle elmalara karnım tok Ben öyle elmaları çok gördüm ohooo Kuşlar uçuyor üstümde bunlar senin elmanın kuşları Gökyüzü var üstümde bu senin elmandaki gökyüzü Hatırlanacak olursa seninle beraber soyunmuştum Bir kilisenin üstünde Bir yandan çan çalıyorum büyük yaşamaklara Bir yandan yoldan insanlar geçiyor çoğul olarak Duvarda bir kilise İstanbul’da bir duvar duvarda bir kilise Sen çırılçıplak elma yiyorsun Denizin ortasına kadar elma yiyorsun Bir yanda esaslı kederler içinde gençliğimiz Bir yanda Sirkeci’nin tiren dolu kadınları Âdettir sadece ağızlarını öptürürler Ayaküstü işlerini görmek yerine Adımın bir harfini atıyorum Sf 26 Sizin Hiç Babanız Öldü Mü? Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum Siz hiç hamama gittiniz mi? Ben gittim lambanın biri söndü Gözümün biri söndü kör oldum Tepede bir gökyüzü vardı yuvarlak Şöylelemesine maviydi kör oldum Taşlara gelince hamam taşlarına Taşlar pırıl pırıl ayna gibiydi Taşlarda yüzümün yarısını gördüm Bir şey gibiydi bir şey gibi kötü Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? Sf 29 Şu Da Var Bir de var sen koynumda yatıyorsun Güzelsin güzelliğin mutlak amenna Kızlığın masanın üstünde Kocana saklıyorsun Oysa koca da ne benim kollarım var Soy bir portakal yedir bana dilim dilim Ben Uzunminareliyimdir doğma büyüme Ne yapıp yapıp denizi görmek isterim Sf 38 Üvercinka Böylece bir kere boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Lâleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlülüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahil Aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakata yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahil Senin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Bir çok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarda açan Bütün kara parçalarında Afrika dahil Birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar Bütün kara parçalarında Afrika dahil Burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek Pasajında akşamüstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil Sf 40 Balzamin Sen el kadar bir kadınsındır Sabahlara kadar beyaz ve kirpikli Bazı ağaçlara kapı komşu Bazı çiçeklerin andırdığı Bu iş bu kadarla bitse iyi Bir insan edinmişsindir kendine Bir şarkı edinmişsindir, bir umut Güzelsindir de oldukça, çocuksundur da Saçlarınla beraber penceredeyken Besbelli arandığından haberli Gemiler eskirken, deniz eskirken limanda Sevgili Sf 48 Ülke Saat Çini vurdu birden p i r i n ç ç ç Ben gittim bembeyaz uykusuzluktan Kasketimi eğip üstüne acılarımın Sen yüzüne sürgün olduğum kadın Karanlık her sokaktaydın gizli her köşedeydin Bir çocuk boyuna bir suyu söylerdi. Mavi. Birtakım genç anneleri uzatırdı bir keman Sen tutar kendini incecik sevdirirdin Bir umuttun bir misillemeydin yalnızlığa Yalnız aşkı vardır aşkı olanın Ve kaybetmek daha güç bulamamaktan Sen yüzüne sürgün olduğum kadın Kardeşim olan gözlerini unutmadım Çocuğum olan alnını sevgilim olan ağzını Dostum olan ellerini unutmadım Karım olan karnını ve önlerini Orospum olan yanlarını ve arkalarını İşte bütün bunlarını bunlarını bunlarını Nasıl unuturum hiç unutmadım Kibrit çak masmavi yanardı sesin Ormanlara ormanlara yüzünün sesi En gizli kelimeleri akıtırdı ağzıma Şu kanguru şu acayip şu asyalı aşkın Soluğu kesen ağulayan ormanlarında Yaşadım o kısa ve korkunç hükümdarlığı Ve çarpıntılı yüreğim saçlarının akıntısında Karadeniz’e karışırdı ordan Akdeniz’e Ordan da daha büyük sulara Geceyse ay hemen tazeler minareleri Ku’an sayfaları yırtılan sokaklardan Ölüm bir çeşit sevgiye uçar Ölüm uçar çocuk yüzlere Ben o sokaklardan ne kadar geçtim Damağımda dilinin yosunlu tadı Önce buğulu sonra cam gibi parlak sonra buğulu yine Birtakım tavşanları andıran birtakım su hayvanlarını Pazar pazartesi günlerini ve haftanın öbür günlerini Yani salı çarşamba perşembe cuma cumartesi Bir başak ufak ufak bildirir Konya’yı O başakta o Konya’da seni ararım Ben şimdilerde her şeyi sana bağlıyorum iyi mi Altın ölçü çift ölçü ve altın karşılıksız Para basma yetkisini Fırat’ın suyunu Palandöken’i Erzincan’ın düzünü asma bahçelerini Babil’in Antalya’nın denizini o denizin dibini Beş türlü yengeç yaşayan sularında Çağanoz adi pavurya çingene pavuryası ayı pavuryası bir de çalpara Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını Sen kalabalıkta bulup bulup kaybettiğim kimya Yokluğun gayri şuradan şuraya geldi Bir günler şölenlerle egemen ülkende Şimdi iri gagalı yalnızlıklar dönüyor N’olur ağzından başlayarak soyunmaya Bir kez daha sür hayvanlarını üstüme üstüme Çık gel bir kez daha yıkıntılardan Çık gel bir kez daha beni bozguna uğrat Sf 51 Kars Öyle güzel ki ölürüm artık Beyaz uykusuz uzakta Kars çocuklarında Kars’ı Ölüleri yağan karda Donmuş gözlerimin arasına Sen küçüğüm sımsıcak Ne derler ona – buna kızakta Boyuna türküler yakıyorsun ya Sanki her türküden sonra Hohlasan gök buğulanacak Anla ki her durakta Yok sınırları aşkın O iyi yüzlü Tanrı Beklesin durdun bizi Kurduğumuz rahat tuzakta Nasıl olsa yine bir gün Döneriz bu yollardan geri Senin bir elinde bir mendil Öbüründe kuş sesleri Sf 53 Tabanca Sigara içenlere ateş etmeyiniz Evli bir kadınla rakı içerken Rozet gibi göğüsüne takmış cesaretini Ben Mitridat’tan sözettim siz etmeyiniz Eski bir Osmanlı paşası gibi Feodaliteyi süpüren bıyıklarıyla İstanbul İstanbul uzakta İstanbul’a ateş etmeyiniz Tutalım yanılıp ateş ettiniz Şeker Ahmet Paşa’nın resimlerini Eski hececilerin şiirlerini bir de Ben çok seviyorum siz de seviniz Sf 56 Cellat Havası Burjuva ihtilalinden sonra Mösyö Giyotin yüz elli yıldır Parisli bir avukat Ve gözleri yaşarır sabahları Okuduğu intiharlara Sinyor Kurşun. İspanya. Asılıp gidebilir bakışlarınız Bir bulutun yedeğinde Tabii lorca gibi sizin de Gözlerinizi bağlamazlarsa Ya ne buyrulur Mister Elektrik Sandalyasına Kredi yatırım bir yana İyi özetler Amerika’yı William James’ten daha Sıçrayan kan selamlarıdır Kaabil’e Ezra Pound’a Parantez içinde Raskolnikov’a Kelle bir şey alamadan Emirler veredursun ayaklara İşini bitirmiştir Herr Balta Ey idama hükümlü yurttaş Altından çekilince iskemle İdare edebilirsen soluğunu Yaşarsın kısa da olsa bir süre Çünkü ip Efendinin sunduğu Ölümler kibarca sürüncemede Sf 61 Göçebe Sen sık sık gülen gülerken de Sevecen bir Akdeniz çizgisini Sol yanına ağzının İliştiren çocuk özenle Yabana mı atıyorum yani seni Yabana mı atıyorum saat altı buçukları Çocuk ve Allahın en eski baskısını Değil, değil bunların biri Gözlerimin gemileri kuş istiyor Açılıp kapandıkça sevdam Kapanıp açılıyor bir mavi Şahmaran süt istiyor kefeninden Üç aylık ölmüş çocukların Kerem ile Aslı geliyor Aslı ile Kanber Ay kana kana batıyor Ay kana kana batıyor Eşkiyalar gecenin yangınını izliyorlar uzakta Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir otobüsteyim Jandarma daima nesirde kalacaktır Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça Patronunun karısını zimmetine geçirip Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla Alevilikten konuşuyoruz uzun süre Yanımdaki hep bir gazetede Marilyn Monreo’nun resimlerine bakıyor Marilyn Monreo öldü diyorum ona Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir Bunları diyorum daha ne varsa diyorum İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu Belki de bir günler bunun için Aydın’da bulunduğumu Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu olduğumu İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse dialektik Acemi bir bulut bozuyor görüntüyü eski bir şarkı gibi Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma Sinirli bir elin uysal bir bardağa Çok yukardan döktüğü bir içki gelir Sonsuz ve olağanüstü bir bira Köpüklene köpüklene biçimlendirir Soyunarak ağalayan bir kadını Acı bilincinde sonrasızlığın Ama bırakalım bırakalım bunları Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve büyük yakalarıyla Ve faytoncular görüyorum Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren Kars’taydım bu ne biçim Kars bir kenarda Pekâlâ yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin üstünde Kars kalesi yükseliyor Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha elverişli bir şekilde Hırpalayan bu kale de olmasa N’olcak bakalım hırpalayan bu kalede olmasa Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk Biliyorsun ben hangi şehirdeysem Yalnızlığın başkenti orası Bir de yine sevgili çocuk Biliyorsun kişi tutkularıyla Yalnızlığını adlandırıyor o kadar Arkada bir su devrile devrile akıyor Rastgele bir ağaca soruyorum Bir şey var sanki onu soruyorum Değil orda diyor belki biraz daha ilerde Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan Ataerkil bir aile gözümü alıyor Dedelerin yüzlerinde erozyon Silip götürmüş bütün evetleri Annelerinse ağızlarında hiyeroglif Babalarınsa ağustoslar atasözleri Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri Teyzelerinse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini Ablalarınsa boyunları soru işareti Ağabeylerse utançlarından emrah Sıralanmışlar su boylarına Bıçakla soyuyorlar kelimeleri Ya suya giden küçük kızlar Onlar Tıpkı o kuşlar gibi Uçan daha bir süre Sonra da vurulduktan Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuk Anadolu şiiri Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi Şu son dönemecini de aşınca gecenin Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil Bu ağartı ancak yürekle karşılanabilir Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil Tutsaksan ellerin sıvışır gider zincirlerinden Ve balyozla vursalar mısralarına Soylu bir demir sesi yükselir Soylu büyük ve mavi bir demir sesi Ellerim gece yatısına çağrılmış Ve Telaşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi Yüzüm giyotine abone Sf 68 İşte Tam Bu saatlerde Minibüslerle morarmış sokaklar Buğdayın parayla değişildiği Paranın ekmekle değişildiği Ekmeğin tütünle değişildiği Tütünün acıyla değişildiği Ve artık hiç birşeyle değişemediği acının. O sokaklarda. Saatler yağmuru gösteriyor, Bugün bu küçük salı günü Her şeyi eksik İstanbul’un, tepelerinden başka, Yalnız Galata Galata Gecenin bodrumlarında beslendiği O tükenmez paslanma tutkusunu Bir ağız mızıkası halinde Denize yediriyor yavaş yavaş Sf 75 Bir Kentin Dışardan Görünüşü Sen ki Ayı Hugo’dan zararsız Mallermê’ye, kaçık Artaud’ya kadar Bir şeyler okudun biraz. İyi. İngilizlerden de saymayı öğrendin biraz. O da iyi. Ağzında bir tatil gevezeliği Alnında bir ayazma serinliği taşıyan Bir kadını sevdin çok. O belki daha da iyi. Ama ne yap biliyor musun? Şu eski adresini değiştir artık On yıldır bilgeliğini tüketti. Saatler uzun, günler… Sf 84 Beni Öp Sonra Doğur Beni Şimdi utançtır tanelenen sarışın çocukların başaklarında. Ovadan gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan çeviriyor o küçücük güneşimizi. Taşarak evlerden taraçalardan gelip sesime yerleşiyor. Sesimin esnek baldıranı sesimin alaca baldıranı. Ve kuşlara doğru fildişi rüzgârın tavrı. Dağ güneş iskeleti. Tahta heykeller arasında denizin yavrusu kocaman. Kan görüyorum taş görüyorum bütün heykeller arasında karabasan ılık acemi -uykusuzluğun sütlü inciri- kovanlara sızmıyor. Annem çok küçükken öldü beni öp, sonra doğur beni. Sf 85 Sımsıcak, Çok Yakın, Kirli Bacaklarının daraçısında Bir yumak Bir kırlangıç yuvası Bir söğüt yaprağı susuz ve erkenci Bir mermi yatağı derin ve pusuda Bir saat kapağı tık diye açılır Bir tünek dalgın güvercinler için Yabancım diyorum ona Geriye kalan bütün kelimeleri de Kamulaştırıyorum böylece Sf 88 Yırtılan İpek Sesiyle Bir süstür abanoz, kakılır fildişiyle. Odu ocağı harlı tutar, evi barkı şenlendirir. Ve bir ilaçtır, taşla demir arasında günlerce dövülmüş. Balkıyıp duran bir dermandır yaranla birlikte Yırtılan ipek sesiyle; Serin ve rahat ateşini düşün İbrahim’in. Niçin serin? Niçin rahat? Onu düşün. İşte İbrahim’in ateşi gibidir. Cilası gitmiş gümüşü parlatır. İyi gelir sayrılıklara inme, hummalar, bayılma, gasyan, hatta ölüme Yırtılan ipek sesiyle; Güneşle birlikte bahçelerde mavi gözlü bir aslan dolaşır Yırtılan ipek sesiyle; Mavi gözlü bir aslan, esrik bir aslan. Zurayk dediler adına. Mısır’da. Tolonoğlulları zamanında. Sevgili yabancı, aslanları düşünerek bir şeyin yeni arkına varmalısın; insan sevişirken bütün çağlarda birden oluyor, geçmiş çağların hepsini yeniden yaşıyor bugünle birlikte. Ve bu gerçekten böyle oluyor. Bu bakımdan bir erginliktir sevişmek Yırtılan ipek sesiyle; Ya gelecek zamanlar? diyorsun. Sevgili yabancı, bir erginliktir aşk. Ne var ki mutluluğun kendisi değildir. Yine de en büyük kanıtıdır onun. İnsanın aslan kanıtıdır, güneş kanıtıdır aşk Yırtılan ipek sesiyle; Çin’de aslan yoktu eskiden. Marcopolo Seyahatnamesi’ndeki aslanların hepsini kaplan olarak düzeltmen gerekir. Bu yüzden aslan kelimesi bir kere geçer Çince’de. Ejderha kelimesi geçer onun yerine, sayısız geçer Yırtılan ipek sesiyle; Dilimizde sekiz kere geçer aslan arslan, arıslan, arsılan, asılan, arstan, arıstan, arsıl, aslan. Güneş de geçer bir o kadar Yırtılan ipek sesiyle; Sevgilim, Hacer’in bedeninden kesilen et parçası bütün göksuyunu dolaşır. Senin bedeninden et kesilmez. Ama kesilse, mevsimin bir parçası olur Yırtılan ipek sesiyle; Ekinim kalın yerdedir Ekinim yufka yerde Yırtılan ipek sesiyle; Çarşılardan erkek bakır dişi bakır Yırtılan ipek sesiyle. Yüreğin Yaban Argosu Biri bir ilkokul öğretmeninin köşeye atılmış geceliğinden Birbirine yapışık iki kuş çılgın bir sevinçle Birdenbire bir çığlık Sf 98 Kan Var Bütün Kelimelerin Altında Yolculuk bir kafiye arayabilir Atının kuyruğundaki düğümde Ölüm bir kafiye arayabilir Ak gömleğinde Yol bir kafiye arar ve bulur Dönemeçlerin benzerliğinde Sf 100 Vakit Var Daha Hafif kanlı Chevrolet’ler, hırslı Pontiac’lar, kıranta Buick’ler Gürültüyle akıp gidiyor General Motors’un enikleri; Ve ağır kıçlı, geniş çeneli, soluklu arabaları Ford’un; Ve ağaçlar görüyor, gözlüklü, iri kıyım Chrysler ailesini Diyor ki değil daha Vakit var daha Sokak lambaları yerebatanlar yük kamyonları Almadan edemeyeceğimiz bir selam gibi Sırtlar arkalar talvekler duldalar öte yüzler Ve kuyuya sarkıtılmış bir testinin dibi Diyor ki vakit var daha Vakit var daha Ortadoğu Bak yağmur yağıyor ana unsura Kuşlar iyice alçaktan içiyor, Bir şey vardı hani Yitirdim ya da hiç olmadı sanıyordun Oysa karışık bir anı gibi Seni uyurken öpmesi gibi babanın Bir ilkkar tomurcuğu gibi Geveze dualardan sıyrılmış Sürekli ve silik duruyor Bak o şey sinmiş şurana. Kuveyt’te Sağ eliyle duaya dururken Sol eliyle kıçını kaşımaktadır. Telaviv’de Ona büyük bir türkü lazımdır Büyük bir felaket lazımdır ona Ve her yerde Güneş gizlice onun için parlıyor Gece gizlice onun gecesidir Her yerde Morarıyor Faltaşı. Sf 112 Yarımada Biz kırıldık daha da kırılmayız Ama katilde bilmiyor öldürdüğünü Hırsız da bilmiyor çaldığını Biz yeni bir hayatın acemileriyiz Bütün bildiklerimiz yeniden biçimleniyor Şiirimiz, aşkımız yeniden Son kötü günleri yaşıyoruz belki İlk güzel günleri de yaşarız belki Kekre bir şey var bu havada Geçmişle gelecek arasında Acıyla sevinç arasında Öfkeyle bağış arasında Sf 118 Çay Bahçesi 24 Mayıs cumartesi Burda bu çay bahçesinde Duvarlar kuşlarla dolu, bilsen öyle yorgunum ki Yalnız alnımı örtüyor uyku İki çocuğuyla oturmuş Karşı masada bir anne, Beklediği tiren saati Bir olanak arıyor kendine Gözlerine dolan beyaz çiçekte 24 Mayıs cumartesi Şehir adları sayıyor küçük kız, Kendiyse belli Yalnız adıyla besleniyor Öyle solgun ki Rüzgâr pıhtısı bir imbat Kurşun akıtır gibi Geçiriyor şehrin sokaklarından Cüzamlı bir kıyının gözlerini. Sf 119 Sayım Ayışığında oturuyorduk Bileğinden öptüm seni Sonra durakta öptüm Dudağından öptüm seni Kapı aralığında öptüm Soluğundan öptüm seni Bahçede çocuklar vardı Çocuğundan öptüm seni Evime götürdüm yatağımda Kasığından öptüm seni Başka evlerde karşılaştık İliğinden öptüm seni En sonunda caddelere çıkardım Kaynağından öptüm seni Sf 121 Kurt Köpek, diliyle içer suyu Kurt, soluğuyla Yüreğinin kokusunu taşır Boynundaki kutup çiçeği Öfkeli değil lacivert Yırtıcı değil sıcak. Kurt büyük karbonun sesi Karanlıktan çağlayarak Atardamarıyla koşar, Ulur gözlerinin aryasıyla. Kıt karınlı, iki mevsimli Yazları kızıl kışları ak Bir şimdiki zaman içinde Belleğini örttükçe tipi Unutuşun gri tipisi Yorgun atların tarazlı tipisi Ay tutulur gözlerinde Kaçar ufuk Bulanır gezegen. Erozurum’da Horosan’da Bütün kuzey yarım kürede Çağlar boyunca kurt Yekpare bir kemik halinde Tek bir kurtta yaşadı Sonra papağanlar geldi Gözlüklü yılan Hint’ten geldi Maymunlar Madagaskar’dan Ornitorenk Avusturalya’dan Denizler büyüdü Gece azaldı. Kurt, soluğuyla içer suyu Köpek, diliyle Köpek ılık profesyoneli İpeğin, camın, korunun Eti havayla dolu Burnunda sinir, kıçında peri Bakkal, Tefeci, orospu Hayvan hikâyesi düzenlerin Ve tanrının koyunlarını Güden çobanın dostu Ödleriyle öten kuşlar gibi Havlaya havlaya kirlenir Düşen kulaklarıyla birlikte Buruşur sevinci Ama diktiler mi kurdun karşısına Ağzı cehennemleşir. Kurt altı yavru doğurur Köpek olur bunlardan biri Sf 125 Yeraltı Baba Mayakovski demişti ya Hani genç şairler için, İşte benim de o yıllarda Bitmemiş hiçbir şiirim yoktu hemen hemen; Soluk soluğa yaklaşır rastlantı Yumurtalayıp giderdi avucuma. İstanbul’daydım, kimi zaman da Ankara’da Evli kadınlardan açılmıştı bahtım Yani dalında sevmeye alışmıştım kadını; Bir süre de tatlı çişi gelmeye başlamış Öğrenci kızlar ardında sürttüm biraz, orda burda, Bugün bu huylarımın çoğunu bıraktım Tabii hepsini değil. Bir de arkadaşım vardı Hasan Basri Kimbilir nerde şimdi Bu Hasan Basri bir gün bir laf etmişti. Niçin olduğunu unuttum, Önemli de değil. Bir küfür ki Paslı bir kilidin içinde Yeşil bir kilidin Kirli bir kilidin Koç başlı bir kilidin Kuma batmış bir kilidin Yapışkan bir kilidin Nasıl söken bir kilidin Pelte bir kilidin Sarkaçlı bir kilidin Karmaşık bir kilidin Direği kurgan sorguçlu Gömü kakmalı Hınçla perçinli Dilinde gümüş yeğniliği Horozda tilki gülücüğü Duyarsız bir öreke İşbirlikçi bir kampanya Lekeli bir gezinti Altındiş bir miğfer Bozuk bir kildin Hakiki bir kilidin Kupon kesen bir kilidin Seçilen bir kilidin Bulanık bir kilidin Cevapsız bir kilidin Bilirkişi bir kilidin Bekâret kemeri bir kilidin Morarmış bir kilidin Ayaklı bir kilidin Tepeden tırnağa pusatlanmış Balyemez bir kildin İpek filtreli Beyaz eldivenleriyle uyuşturucu Bülbüliye sayaçlı Kölelik terleyen Anız terleyen Yeminli bir kilidin Salt bir kilidin Göksel bir kilidin İşte o küfür birden bire, Anahtar yerine, Bir yaz gününü döndürdü Bir kilidin içinde; Gelip tıkandı boğazıma Arkadaşımın da boğazına O yaz günü Sonra nasıl oldu bıraktık işi Yahu dedik var mı bunun ötesi Ne yaptık ki bozulmasından korkuyoruz! Hemen dışarı attık kendimizi İki alev gibi yürüdük sokaklarda Ben mavi-kırmızı o kırmızı-mavi Adım başında sağımızda solumuzda Binalar yükseliyordu duman gibi Sf 145 Dikkat, Okul Var! Bende tarçın sende ıhlamur kokusu Az mı dolandık Başkentin sokaklarında Ama işte şölenin kaçınılmaz acısı Bizim payımıza düştü sonunda Şanssızım diyemem ben kendi payıma Oluyor böyle şeyler ara sıra Sözgelimi okul kitaplarına girmez şiirim Bütün çocuklar anlar da Sf 148 Banko Biber ki yasa dışı önderidir sebzelerin Şu sofrada ikimiz içinde vur emri! Sözcükler alevler içinde nasıl da serin! Orta yerde durmuyor bir türlü yumru. Bu akşamüstü üç şey doğruladı beni Kulüp rakısının üstündeki resim, bir; Ortak arkadaşımız Prens Hayati, iki; Üçüncüsünü sorma, bizimle ilgilidir. Bekarlara ev vermiyorlar, doğru; Evlilere kız vermedikleri de doğru, Bu yüzden bir gün seni bırakırım ya, Tütünü bırakmak gibi bir şey olur bu. Evet, gün geliyor bıkıyorum senden Ama İstanbul’dan bıkmak gibi bir şey bu, Git, istersen, cüzam kap bir yerlerden, Görmek istersen, nicedir, tutkunluğumu. Sf 149 Uçurumda Uçan Aşktın sen kokundan bildim seni Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu Taşıttan indin sonra da karşıya geçtin Elinde tuhaf bir çanta saçında soku Akıl almaz işleri şu zambakgillerin Sokakta bir sövgü gibi akıp gittin Gözlerin sonsuz uzun sonsuz çekikti Baksan uçtan uca Çin Seddi’ni görebilirdin Yanındaki adam mutlaka kardeşindir İstanbul öyle ağırbaşlı bir kent değildir Aşktın sen gidişinden bildim seni Neye yarar sağ duyuyu açmazsa şiir Birbirimizi kucaklarken neye yarar Kucaklamıyorsak eski yeni sevgilileri Diyorum çoğunca evli kadınlar Bu yüzden ölü yıkayıcısıdırlar Bilir misin acaba ne demiş tilki Kişi bir anda nasıl çarpılıverir Kuliste yarasını saran bir soytarı gibi Giderek nasıl anlaşılmaz olur sözler Ömer ki bir gölü balığı için değil Kamışı için vergilendirdiydi Ama değnek vurulurken zavallı uğruya Yüzüne ve neresine gelmesin derdi Selam size büyük durumlar doruk anlar Dağ görgüsü kazanır Ağrı’yı bir kez görse de kişi Marmara’dan yirmi yılda çıkaramayacağı gerçeği Okyanusu beş dakikada seyretmekle kavrar Belki biraz geç rastladım sana Ama her şey geç gelmiyor mu yurdumuza 1929 buhranı bile geç gelmemiş miydi Eksikliğe mi alışmışız mutsuzluğa mı yoksa Bir ahırın içinde gezdirilmiş gül kokusu Ağır uykusu aldatılmış olanın Ve aldatanın delik-deşik uykusu Taşıttan indan sonra da karşıya geçtin Divan Nazım Hikmet İkinci Yeni Kaç gündür adını düşünüyorum Ne demiş uçurumda açan çiçek Yurdumsun ey uçurum Sf 151 Üzerinden Sevişmek Başkaları da var masada İleri geri konuşuluyor Ötedesin o adamın duldasında Gözkapaklarına bürünmüş adam Eli her an omuzundan Eğiliyor sigaranı yakıyor Teşekkürler sigara dumanı, Sağolasın o adam! Onunla gelmiştin buraya Yüzün yandan ve uzaklarda Niçin sevmiyorsun duvar kağıtlarını Hoş belki de seviyorsun Herkes az buçuk sarhoş Herkes bir şeyler söylüyor Ama yalnız ikimizin sözcükleri Sarmaşdolaş Üzerinden sevişmek, kadınım, Sigaranın, Asya’nın, omuzların, Üzerinde aile fotoğraflarının Eller nasıl duygandır nasıl yalın İki ses, iki bakış, gelişir nasıl Tek bir cümle gibi, sözlere karşın Sivri topukları nasıl ortasına Gömülmüştür belleksiz halıların. Sf 154 Yakın Güzelsin sevgilim, Ama çok yakından! Sf 155 Özür Sen akışkan ayna dertli böcek Çamaşırımda besleyici leke Alınyazımın tek dokunaklı yeri Bıçkın sevinç kunt öfke Küçük dilini yutmuş kırmızı soğan Yücegönüllü akasya Havı çıkmış eteklik Hafifçe karnı olan Sen elisürencil Öyle bir laf varsa işte o Dün için özür dilerim Şimdi işten çıktın Beşiktaş’tasın Kim istemez mutlu olmayı Mutsuzluğa da var mısın? Sf 160 Ama Senin Daha nen olayım isterdin, Onursuzunum senin! Sf 163 Oteller Hanlar Hamamlar Şu günlerde içkiye düştüm, ondan mıdır bilmem, Daha çok seviyorum Cansever’i, Uygar’ı, Can Yücel’i Bir de Fethi Naci’yi, ve elbet Mustafa Kemal’i. Ankara Ankara Bir kent değil burası, bir acenta dizisi, Bir işhanı, bir umumi mümessillik belki, Büyük mağazalar, bahçeliğe özenen süpermarketler Tutulmamak üzere verilmiş bir söz gibi. Sahi kaçıncı sanat oluyordu şu mimari? Birer önyargı gibi uzanıyor çağdaş caminin minareleri. Opera içine dikiş gereçleri doldurulmuş ağırlıksız bir keman kutusu, Ek yapıların ana yapıları böyle ezip geçmesinde Yoksa ölümcül bir beğeni de mi gizli? Ne derdi buna Saadettin Köpek, Necmettin Pervane ne derdi? Tiren kuşları daha Eskişehir’den başlayarak Çarpa çarpa bedenlerini kara vagonlara Can boyasıyla çizerdi portresinin ilk çizgilerini. Evliya Çelebi’ye kenti gezdiren rehberin de Sesi yeraltından geliyordu ve kemiktendi elleri. Bir kadın torbaya doldurmuş gibi yürüyor Yine de, belli, içi içine sığmıyor. İş Bankası da kendine özgü bir humour’la süzüyor Şimdi biraz daha aşağıda kalmış Anıt-Kabir’i. İşte bak, dün humour sözcüğü için Fransevi’yi açtıydım, ”Şetaret” diyordu yanlış okumadımsa Şemsettin Sami Ey şetaret bankası, artık gelmemiş sayılırsın Çankaya’ya! Adını titizce saklayan bir sokak buldum Şimdi söyleyemem hangi alanın arkasında, Oradan geçerken hep seni düşünüyorum, Belki de oralarda bir yerdesin, Sen tavşan aralığı, Sen ağzımın tadı, Bir buluş gibisin! – Ağır ol bay Düzyazı, Sen ancak uçağa binebilirsin! Kooperatif evlerinin sözleri boğazlarında Çimento! Alüminyum mırıldanıyor zorluyor güçsüz belleğini, Adakale Sokak’ta İlhan Berk’i görür gibi oluyorum Bir kentin tarihinde şairlerin ayak izleri. Şöyle mi derdi İlhan Berk ”Sevdiğim kadınlar yaşlandınız hepiniz Ama, inanın, yine de özlediğim sizlersiniz.” Salâh Birsel bu dizeleri şöyle geliştirirdi ”İsterseniz İlkyazın gazinosuna Hep birlikte garson girebiliriz.” Aldı Cahit Sıtkı ”Özgürlüğümün bir parçası oldun artık Hangi kuytuya düşsen hemen yapraklanırsın orda.” Cahit Külebi ”O ozanlar var ya büyük ozanlar Biz yanarken çıkardığımız dumanlar.” Evet, Mehmed Kemal, Yılmaz Gruda, Orhan Veli, Şimdi hepsi dipte, hepsi birer yeraltısuyu gibi. Sevgilim bilemem sesimi duyuyor musun Bir gökkuşağıyla doldurmak istiyorum içini. Ve Hasan Şimşek, Cahit Sıtkı’nın kasabalısı, Ve içtiği rakı kadar bembeyaz Şahap Sıtkı ki Metin Altıok’a devredip masadaki yerini İnanılmaz biçimde bu kentten gittiydi. Tam Ataç Sokak’tan Pazaryeri’ne dönüyorum ki Bir sürü giysiyi üst üste atmış omuzlarına Terzi çırakları pat pat düşüyorlar ortaya Rengârenk kır çiçekleri gibi. – Şair arkadaş, Bir derdin mi var Bir şeyler çıkarmak mı istiyorsun elinden Ankara’ya gelmelisin. Arı mısın türkü boku musun ne Seviyorum seni taşıran damla Adın yazılı gün sonlarına Kaldırdığın toz anayol tozu Arı mısın türkü boku musun ne Harara tıkılmış pamuk Dipten oynayan dalga Gül ki bardakta durmaz Kamış ki kamaşmakta Kamış ki kamaşmakta Gelir geçer otomobilleri ki Ayışığı kaç para, Sen güneşin her anlık dergisi Bin yıllık aboneyim sana Seviyorum seni taşıran damla Sf 179 İlhan’in Anısına Türküler Senli benli buğday çocuk Nerden başlasam bilemiyorum Taşıtlar seçenek değil artık Ayrıca cesaretim de yok Bir bardak su içsem şimdi Yaralarımdan dökülür Gün ki yıkımlar günüdür Boştur ne söylesem şimdi Birini görüyorum kalabalıkta O adam işte sana benziyor Ama nasıl da benziyor Binlerce adam kalabalıkta O’sun sen yürüyüp gidiyorsun Parmağında küçük bir zincir Bıyıkların yazgı gibidir Dolmuştan indin gidiyorsun Anıştırır yüzleri aşklar Belirsiz o mu değil mi Ama orda kalmaz acıların ki Değiştirir her şeyi, o kılar Şimdi bir parçasısın artık Ekmeğin Ankara’nın Türkçenin Gurbet ezgilerinin her şeyin Kendisi küçüğü eşisin artık Sf 187 Heykel Gözüm gitti de Heykelin önündeki ere Düşündüm Neden başkent Yalnız cenaze törenlerinde İnsana verilir Neden ülkemde Kahramanlar Hep dargınlar Neden tarihe değil de Coğrafyaya geçenler Önemli Neden Kunduracının ağzındaki çivi Değil Ahi mavisi Ve neden Kimse Pencereden bakmıyor? Sf 188 Camdan İçkievinden çıkınca Camdan demin oturduğum yere baktım. Sigara paketimi masada unutmuşum. Sandalyede Tıpkı benim gibi Oturuyor boşluğum. Bir eli alnında benim gibi. Ama biraz daha mı hüzünlü? Otururken de Biraz daha mı çıkarıyor kamburunu? Biraz daha mı benziyor babama? Bir yaş büyüğüm babamdan ve rüzgâr bir törendeki gibi çekiştirir duru yağmurluğumu. Sf 191 Behçet Necatigil Şiirlerini Nereye Yazardı Renksemez camgöz Hep arka pencereden baktı, Orada, oralarda sabah akşam Solgun ay altında kasımpatı -Nereye mi yazardı dizelerini Bir şey çıkmamış biletlerin kenarına yazardı. Bir kapı mı açılıyor Hemen menteşeye kayardı gözleri Küçük ev aletleri kerpeten mengene Giderek ondan alışkanlık yarattı -Nereye mi yazardı dizelerini İlaç kutularının üstüne yazardı. Yazısı 1928 yazısı Atatürk’ün elyazısı Ama sıkılganlıktan mı neden Fazlaca bastırılmış bir yazı -Nereye mi yazardı dizelerini Kağıt peçetelere yazardı. Çiğnediği sözcükler, ağzının kenarında Salya değil köpük halinde toplanırdı Ve zarif kemerini örtme duygusuyla Şal gibi aşağı akardı boyunbağı -Nereye mi yazardı dizelerini Plastikten oyuncakların üstüne yazardı. Koca Barbaros’a karşın Beşiktaş biraz odur artık, Küçük bir oda versinler Kehribar yüzü öylece kalsın -Nereye mi yazardı dizelerini Tırnaklarının üstüne yazardı. Sf 193 Yazgıcı Şiir Nasıl anımsamazsın Özdemiroğlu’nu, Hani gün boyu içer içer de sonra Uyurdu kolları bir gulamın boynunda. -Bir gün saati doldu Tam öyle bir uykuda. Nasıl anımsamazsın Yavuz Sultan Selim’i, Yabanıl bir beğeni arardı zulumlarda; Övünürdü şirlerle, pençe-i kahrındaki. -Ama sonunda parça parça Şir-pençeden gittiydi. Nasıl anımsamazsın öbür Selim’i ve Murad’ı Hani şu ayyaş Selim ve mastor Murad; Tuhaftır, tütünü, içkiyi de yasaklamışlardı. -İçki hakladı Selim’i. Esrarla tükendi Murad. Nasıl anımsamazsın Abdülmecid’i, Gülhane hattının kırkyaprak gülü; Bir bezmde âlem yaparken öldü. -Hoş, annesinin adı da Bezmiâlem’di. Nasıl anımsamazsın Adolf Hitler’i, Neden hiç evlenmediğini soranlara Karısının Almanya olduğunu söylerdi. -Söylentiye göre alev alev Yanardı onun koynunda. Nasıl anımsamazsın Mussolini’yi, Garsoniyerinde mutlaka bulundururdu Bir dua iskemlesi. -Ama son duasında Toprağa doğru açılmıştı elleri. Nasıl anımsamazsın kabadayı Al Capone’u, Al Capone, yahu, Chicago’da Belediye Başkanı oldu; Hani kapının önüne bir şişe süt koydururdu. -Temizleme-aydınlatma resminden Oldu onun da sonu. Ben ki bu şiiri yazdım akşamüzeri, Aklımda ”Define Adası”nın ilk sözleri; Başkalarının hayatını da ilerde söylerim. -Yine görüşelim! Görüşelim! Sf 200 Sıcak Nal Yakup Cemil’in Kurşuna dizilmeden hemen önce üst üste içtiği Ömründeki ilk üç sigara Bir şey var Balkonlar kollarını açmışlar Ona sarılacaklar. Sf 202 Vapuru Sesinde ne var biliyor musun Bir bahçenin ortası var Mavi ipek kış çiçeği Sigara içmek için Üst kata çıkıyorsun Sesinde ne var biliyor musun Uykusuz Türkçe var İşinden memnun değilsin Bu kenti sevmiyorsun Bir adam gazetesini katlar Sesinde ne var biliyor musun Eski öpüşler var Banyonun buzlu camı Bir kaç gün görünmedin Okul şarkıları var Sesinde ne var biliyor musun Ev dağınıklığı var İkide bir elini başına götürüp Rüzgâarda dağılan yalnızlığını Düzeltiyorsun. Sesinde ne var biliyor musun Söyleyemediğin sözcükler var Küçücük şeyler belki Ama günün bu saatinde Anıt gibi durular Sesinde ne var biliyor musun Söyleyemediğin sözcükler var. Sf 203 Tercan Mamahatun Türbesi iki katlı Alt katta yılan parlar Bir at kişner sümbüli Kamyonları ala boyar Rüzgâr Az ötedeki Eski kervansarayı Eleştirir durur İhtiyar adamla çocuk Ordadırlar Hiç konuşmazlar Çömelmiştir ihtiyar Bir olanak gibi Sıkmıştır avucunu Çocuğunsa -Göz göze gelebilirseniz- İpi kopmuş bir uçurtma Hızla uzaklaşır bakışlarından. Sf 204 Edip Cansever Yeşil ipek gömleğinin yakası Büyük zamana düşer. Her şeyin fazlası zararlıdır ya, Fazla şiirden öldü Edip Cansever. Sf 206 Lavanta Odanız kızkardeşinizdir, Büyük Ş’lerle iner giysiniz; Bir kez onarılmış anıt mihrap; Hemen pencereye geçersiniz. Bütün şarkıları düşünün, Sizin yüzünüz çıkar ortaya, Konsolun üstünde yelpaze, Yan yana yan yana düşünün ama. En derin çizgiler, güzelim, En tatlı anlardan kalma… Değme acı baş edemez Hazların lâl oyuklarıyla. Çıkarken yığılan basamaklar Kaçı kaçıverirler inerken, Beyaz sunağıyla gotik tapınak, Eliniz sanki hep tırabzanda. Bir şeyiniz olayım sizin, Hani nasıl isterseniz, Oğlunuz, kiracınız, sevgiliniz; Dünyanın bir ucuna Birlikte gider miyiz? Bekletilmiş ipeklinizden Kopmaya can atar bir düğme; Boş verin, o düğme hayın, Gider miyiz? Şimdiye dek düşünmediyseniz Bakmayın içinde ne var, Küçük bir kitaptır yaşamak Elinde tutmaya yarar. Sf 207 Karacaoğlan Kilimin siyahtır bütün renklerden İçinde kil var milim var Umut’un içinde mut varsa Umutsuzluğun ida içinde umut Bağnazlığın içinde Banaz Götürüp sonra Sivas’ta astılar Ülkemin ırmakları dışarı akar Neden bilmem can havliyle akar Akarsuların hepsi karasu Dağ doruklarında denizyıldızı çakıllar Akıntılar akıntılar ters akıntılar Üstüne simürg açar Mahpusta beyaz elli Musa Balıkçıl yürüyüşlü firavunlar Kedi adımlı dışişleri bakanları Onun parmaklarıyla konuşurlar Ayrılık vezirleri yabancıl yontular Nâzımdali nâzı okşar gibi dururlar Babam sayrı düşmüş, döşeğinin altında Kasım güneşi ve asık yüzlü tanrılar Yaş otuş beş dantel gibi ortasından Sessizce yırtılmış temiz yüzlü hacılar Karacaoğlan der ki göçüm söküldü Kilimim parça parça acılar al al açar. Sf 208 1994 Eliyle, Samanyolu’na Yaşadım, Tanrım, Yarım ve uluorta, Bir daha ki hayatta, Varsa öyle bir hayat, Şiir yazar mıydım, Bilmiyorum. Ama kadınlar, Tanrım, Öyle sevdim ki onları, Gelecek sefer Dünyaya Kadın olarak gelirsem, Eşcinsel olurum. Sf 209 Turgut Uyar Ak odada oturur Kapısı penceresinden çok Gözlerinde yıldızlar Serin yerde durur Bir elinde kadeh Öbürünün yarasına bastırır İnşaattan ses gelir Bir şeyi okşar gibidir Uzanıp durmuş mahcup Işığagöçerin şarkısı Dönülmez dizeler içinde Onunkiler gülaçılır Öldüğü gün Hepimizi işten attılar. Sf 212 Türkü Bir kitap düştü yanan bakkaldan Kaptım hemen eve koştum Sayrılıklar yapıtı ki baştan sona Bağ bahçe tutkusuyla okudum Masalın sonunu bekliyorum şimdi Herkes toplanacak bir odada. Şimdi sen varsın gidiyoruz Şu genç kız dizini dayamış Şoförün ensesine Aslında o götürüyor bizi Dolmuşta sekiz kişi Oyuncaklar gibiyiz Sanmasınlar inanamıyorum Elbet inanıyorum tanrıya Herkesin kendi tanrısı var Sen ölünce ölüyor o da. Sf 213 Sigarayı Bırakanın Şiiri Eskiden birinci işimdi sigara içmek Şimdiyse içmemek birinci işim. Sf 214 Dostluklar İçin Düzyazı Erkekler arasındaki dosluklarda Av anlaşması da var Kadınlar arasındaki dostluklar… Siyah ve yer yer yıldız ışınlı Bir kumaşın arkasında Usulca dönen bir çiçek düşünürüm. Biri lambayı avucunun içiyle kapar Dünyanın ucundan sözcükler düşünürüm, Berrak burun delikleri havada biri Savunma ve içdökü koklar. Savunmanın binbir gizi Düzgün açılmış sigara paketleri Ayakta duran pantolonlar, Anılar ortalıkta dolaşır ve karmaşır. Kurtarılmış zamanların Sonsuz çay içilen Oturma yerlerinde onlar Dayanıklı ve yaklaşılmazdırlar Hele çocukluk dönemi dostluklarını Güncel tutmayı bilen Yaşlı kadınlar! Kadınlarla erkeklerin dostluklarında Kadın payı oldum bittim ağır basar Dönmektedir yine o savunma çiçeği Yine kumaş yine içdökü; İnsan ilişkilerinin doruğunda Patika erkencisi Ve çekingen bir tılsım var, Öğrenilsede hiç bir zaman çözülemez. Kadınlar uçtadırlar, Hele evli kadınlar. Sf 215 İki Kalp İki kalp arasında en kısa yol Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol. Merdivenlerin oraya koşuyorum, Beklemek gövde kazanması zamanın; Çok erken gelmişim seni bulamıyorum, Bir şeyin provası yapılıyor sanki. Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 242 Eşdeğeriyle Yan Eşdeğeriyle yan yana yürürken Cehennem sokağında bir şey olmak, Ve en inceldikten sonra İlkel sözcüklerle konuşmak seninle. Saat beş nalburları pencerelerden Madeni paralar gösteriyorlar, Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık, Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey. Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 243 Atı’lar Deltalara Atı’lar deltalara gömülen atı’lar, Saçı’lar fiyortları öpen saçı’lar, Kutu’lar, Haliçlerden susamış kutu’lar, Takı’lar eski aşkları imler Takı’lar. Bol dökümlü gömleğinin içinde Sırtını ve karnını dolanan Ve sonunda sincap olan O kuş. Seni o kadar yakından görünce, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 244 Çekirge Bulutu Çekirge bulutu içinde Koynuma soktuğum ekin; Çalgılar ikidurur sürgün ilinde, Bir gözü mavidir bir gözü bleu. Gölgede boy atmış top fesleğen, Bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni, Marienbad İlkokulu, Nişantaş’ta; Bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi. Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek… Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 245 Sülünün Yüzü Sülünün yüzü bir atmosfer olayıdır. Rasgele yazarı avcıdan öğrendim Yabnördekleri donmasın diye, Suya nöbetleşe kanat vururlar. Ve işte şamandırasıyla Beşiktaş’ınız, Çarpışarak bir yüzyılı geriye atar; Tanrım siz şu uzun Anadolu’yu Çocukluk günlerinizde mi yarattınız? Senaryocu bayanla bir bankta oturuyoruz Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 246 İlkokulu Bitirdiği İlkokulu bitirdiği gün Cumhuriyet şairi, Saçında kurdelesi Lozan gibi; Sonra her yıl öldürüldü, öldürüldükçe de Hemeninden göğe hütütler çizildi. Gelecek zaman oldu, şimdiki zaman; Irmak aşağı inan güz parçası, Çok süslü bir halkın arasından, Benimsin! İyi anlarından sesin kalınlaşıyor. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 247 Bilgisayar Olarak Bilgisayar olarak kullanılmış bir gölü Selçukluya pragmalar taşıyan Gazali Bir ilk aptallığı düğüm sayarak Yadsımış dört yanı hep yukarı bakmış. Bu yüzden önündeki ayna kırılır kırılmaz İntihar etti sayılmış tasavvuf ehli, Yine bu yüzden doğduğu an Kaymaya başlamış Osmanlı yıldızı, Baktım yeri toparlıyor ayak izleri Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 248 Afyon Garındaki Afyon garındaki küçük kızı anımsa, hani, Trene binerken pabuçlarını çıkarmıştı; Varto depremini düşün, yardım olarak Batı’dan Gönderilmiş bir kutu süttozunu ve sutyeni. Adam süttozuyla evinin duvarlarını badana etmişti, Karısıysa saklamıştı ne olduğunu bilmediği sutyeni, Kulaklık olarak kullanmayı düşünüyordu onu kışın; Tanrım, gerçekten çocukluk günlerinizde mi?.. Eşiklere oturmuş bir dolu insan Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 249 Daha Ben Daha ben ilk kazmayı vurmadan Elime gelen Karabitki’li testi, Nefertiti’nin mutfağı sayılan yerde Koyu sır yeni hicret yollarını kesti. Terimler, eşekarıları sözcüklerin, Acımasızdırlar, adsız ve süeldirler, Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler. Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?.. Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 250 İçtim O İçtim o bin yıllanmış testiden, içtim, içtim, Örtüler arasında yeryüzü beğenisiyle Ayışığını paylaşırdı bacakları, Öptüm ayak parmaklarını, öptüm, öptüm. Put’unu cezalandırıyor kır delisi; Oğlan iki ev ötede, Londra’dan gelmiş; Yazsınlar felaketlerin hep çift geldiğini, Garson acıması tutmuş içkievini. Ortaoyunumuzun dekoru bir kağıt mendil Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 251 Bir Mineli Bir mineli altın saat, Bir altın köstek ve madalyon Bir roza maşallah, On iki miskal inci. Madalyonu ve boncuğunu İttim içeri, Gözlerimizin dibi karıştı Dağyollarının uzak limanı gibi. Ve konsolun üstünde ufak bir gümüş kutu Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 252 Metinlerde Buluştuk Metinlerde buluştuk, kopkoyu deyimlerde, Koşut ve eş zamanlı okuduk kimi kitapları; O arada iki de defterimiz oldu, Biri babasına daha çok benziyor. Bir türlü kotarılamayan uğraş, Ç harfini daha yeni dönmüşüz; Gözlerimizde İbni Sina bozukluğu, Dostumuzsa, Bodrum’da, dönmez geri, Uzaklardaydın, oracıkta, öbür kıtada, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 253 Küçük Anne Küçük anne, kelepir kız, Bir şey söyle bana, Bana bir laf et ki binlerce, Onbinlerce görüntü anlatamasın. Genceli Nizami’nin dediği gibi Taşı onunla yıkasalar Üzerinde akik biter, Bakışların ki… İkinci bir parıltı var senin bakışlarında Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 254 18 Aralık 18 Aralık 1985’te o salonda Kişi nasıl kestirebildi ileriyi? Siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler, Geçsin yıllar geçsin, seneler gibi. Olur mu anımsamamak Onaltıncı Louis’yi, 14 Temmuz 1789 akşamı, Louis, Şöyle yazmamış mıydı defterine ”Bugün kayda değer bir şey yok…” ”Kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 255 Hiçbir Semtte Hiçbir semtte berberin olmadı, 1954-1980 yılları arasında, 26 yılda 28 ev değiştirdin; Leke kuşağı nasıl bilmez seni! Arabesk nedir diye düşünmüştünüz Şebboy sesli bir cümbüş, eza içinde; Eşitlik midir komedya, içtenlik mi, Erdem diye benimsenmesi mi fırsatsızlığın? Yürüyoruz bütünlemeye kalmış bir sessizlikte Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 256 Mutsuzluk Gülümseyerek Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir; Banliyö treninde rastladığımız Sınav saatini kaçırmış liseli kız, Hep kazanırsın ey çözümsüzlük! Ey otobüs sever ey Troya yolcusu! Anımsarsın, günlerce konuşup duymuştuk O İB ipekböceği sesli kadını; Birinin Grönland’ı olmaya hazırlanıyordu. İki çay söylemiştik orda, biri açık, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 257 Bir Kış Bir kış böceği gibi o saat alçalır ölüm, Yalnız işitme duyusu kalır ortada. Asya kentleri yürür durular, Höyükler burnumda hızma. Uzakta dev bir damla Pırıl pırıl Pencap! Tabanlarından kayıp duran sütunlar Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları; Horosan uykusuna havlayan köpekler, Buhara. Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 258 Piri Reis Piri Reis geri çekmiştir haritasını Azmayı çoktan unutmuştur hayvanlar; Başlamıştır Sultanahmet sürüncemesi, Kızlar yatakta yan yana yatmaya başlar. Ben atımı böyle dört sürüyorum ya, Yetişmek için mi, bilmem, kaçmak için mi? Ya sen? Neden sende tehlike anlarına Bunca hazırlıksız olma özeni? Bir şey var, ancak makilerin orda söyleyebilirim, Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 259 Bir Çiçek Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde Bir yanlışı düzeltircesine açmış; Gelmiş ta ağzının kenarında Konuşur durur. Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda, Güverteleri uçtan uca orman; Aldım çiçeğimi şurama bastım, Bastım ki yalnızlığımmış. Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 260 Gece Bitkilerinden Gece bitkilerinden korkuyorum, Hayır, gece bitkilerinden! Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır Bana açtığın her telefon. İki kalp arasında en kısa yol Birbirine uzanmış ve zaman zaman Ancak parmak uçlarıyla değebilen İki kol An ki fıskiyesi sonsuzluğun Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. Sf 281 Çıkmaz Sinir Dün hayatıma bir köpek girdi Köpek, basbayağı köpek, sokak köpeği Dün girdi, dün 22 Nisan Salı Şapkamla beraber oturuyordum, Mevsim mütehayyil, vakit akşamdı şehirde Aklımda yalan yere fiiller Yapayalnız, ben bana oturuyordum; Bir köpek geldi, hayatıma girdi Köpek, basbayağı köpek, sokak köpeği… Bakışlarımız birden buluşuverdi Evvelâ gözlerim baktı, sonra ben baktım Kucağıma aldım sonra, sevdim, okşadım Simitçi geçseydi simit ısmarlardım Küçük küçük doğrardım önüne, Simitçi geçmedi avucumu yalattım. Köpekti ama anlayışlıydı Öyle köşede kalmış, öyle korkak Evvelâ gözlerim baktı, sonra ben baktım… Gölgemi gördüm yerde sonra, seni hatırladım Bir tekme yapıştırdım köpoğluna. Baktım saat kulesi orda, akrep altıda Baktım insanlar eski yaşamlarında Baktım bir şarkı almış gidiyor dudaklarımı Gölgemi gördüm de yerde, seni hatırladım Belinin ortası budur diyerek Bir tekme yapıştırdım köpoğluna… Sf 285 Piyale Sıra hep son kadehe geliyordu Dudakların başkalarının masasında lâle Ben boynumdaki ipe bir düğüm daha atıyordum Peşinden başka gidecek yer yoktu Seni artık hiç sevmediğim halde Senin o eskisi olmamana imkân yoktu Ama inadından yapıyordun bunu Cemile İnattandı hep o içip içip gitmeler Bense boşalttığın kadehleri satın alıyordum Enayilik ettiğimi bile bile Hele o çıkışın yok mu kapıdan O Allahın belâsı herifle Başkasının olmayı bir türlü beceremiyordun Millet arkandan gülüyordu Düştüğün hale… Sf 291 Mezartaşı Çiçekleri aşk ve dize Ünlü şair İlhan Berk burda yatıyor! N’olur yolcu, sevaptır, sakın üşenme, Yukardaki sayıya bir sıfır da sen ekle. Adı Çetin’di soyadı Altan, Dobra söyledi dobra baktı; Temiz kanla birlikte kirli kan, Hepimizin kanı onda aktı. Vaktiyle ordudan ayrılmasa Dağlarca Belki şimdi yine böyle emekli olacaktı; Ve şiirleri Resmî Gazete’de çıkmıyor diye Yine böyle yakınıp duracaktı. Aralıksız kar toplar kepeneği, Kıravatındaki kir mevsimin kiri; Anadolu böyle ilkel kaldıkça Eskimeyecektir Külebi’nin şiiri. Kontenjan senatörü bir bayan vardı ya, Fuzuli’nin cinsel eğitim görmediğini söylemiş; Söyler miydi şairle çekilmiş olsa tenhaya, Demek üç yüzyıl önce Leylâ’dan daha işveliymiş. Sf 293 Kısa Hayat kısa, Kuşlar uçuyor. Sf 295 Bent Kapağı Sen eteklerinden erdemler sarkan Kırmızı başlıklı pis kız, Dağ-taş derdinde bahçe toprağı, Kulplu platin, paçalı tavuk, Geldin değiştirdin bütün anılarımı. Ne tuhaf, seninle, Bir bölüğünü kullanmasak bile, Gerçekleştiremeyeceğimiz Hiçbir özgürlük yok. Dolmabahçe Sarayı’nın altında Zambak gibi hırsla açılıyor bir kuğu, Doğru söyle Beni mi seviyorsun Atatürk’ü mü? Sessiz bent kapağı Hayrat yazı Hüsnühat. Kirli, Anıtkabir romen rakamlarıyla kaç? Sf 301 Şarap Saat on ikiden sonra, Bütün içkiler, Şaraptır. Sf 302 Üstü Kalsın Ölüyorum tanrım Bu da oldu işte. Her ölüm erken ölümdür Biliyorum tanrım. Ama, ayrıca aldığın şu hayat Fena değildir… Üstü kalsın… Sf 303 İlhami Bekir İçin Çocukluğunu yitirmemişti Gençliğini de Orta yaşlılığını da Yaşlılığını da Sf 308 [Sevgilim, Bir Günün…] Sevgilim, bir günün ortası şimdi Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık, Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde Uzat bana ellerini İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu, Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor Her şey biliyor her şey Sen biliyor musun bakalım Seni nice sevdiğimi? Üstüne titrediğimi? Geldiğimi? Gittiğimi? Hadi! Sf 309 Bugün Ne? Saat gecenin bir buçuğu bugün günlerden ne? Gözlerinden uyku akan bir taksinin içindeyim Geçip gidiyorum bütün hayatımı da seni de Bende geçmişe çevirdim bütün gelecek zaman kiplerini Böyle yetişmişim ben, içim götürmez kenarından azıcık kesilmiş ekmeği Hiç anımsamıyorum tam dolu olmayan bardaktan su içtiğimi Ve sen üç satır atladın neden atladın Tek bir kuş tek bir şapka tek bir çorap onaylamayacak bunu Tek bir çiçek anlamayacak Şu zambakgillerin akıl almaz işlerini Sana gelince, ah sen yok musun sen Bir daha rastlar mıyım sana Günlerin ne getireceği bilinmez ki Ben bu şiiri yazdım barok biçimi Her gün bir şiir yazacağım sana. Takvim olsun bu aşkımın takvimi İşte sana sayfaların ilki Sf 312 Korkarak Vinç! N’olur bir bebek alalım oyuncakçıdan Karnına bastıkça ”bi dakka” desin, Şeye gidelim, İçaçan’a, ordan dönünce İkinci ev çıksın karşımıza, soldan. Amerikan aile dramlarını işleyen filmler vardır, Taşra illerinde geçer, falan; Bir sürü ev vardır seyrek seyrek Öyle bir evin kapısından girelim Kader sokak, 13/2 Adresim oldun benim, Biliyorsun bunu değil mi? Alınyazım oldun N’olur alalım Korka korka çaldım kapını Bir bebek alalım Ne yapayım sevdim seni ”Bi dakka’ desin” Eline ayağına düştüm Karnına basınca desin Sensin artık ne varsa Aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi Alalım, n’olur, bir bebek gözlerinde bizim bakışımız olsun Kan-revan sevişelim S. Hanım, n’olur, gelmesin Tutarsızlık deme bir daha Bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor Bir bebek alalım çarşıdan Çay kahve içsin Çay dedim de aklıma geldi Şeker eksiği giderilsin; Sigara dedim de aklıma geldi Sigara bas parmağıma Yansın parmağım cızz! desin Benim ceketim askıda Böyle yıllarca beklesin Gömleğin eteğinin içinde Yüzyıllarca… Çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış Aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız Dört kat çimenin üstünde ve çarpınan bedenlerimizin altında ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle Ne diyordum, işte çamaşırlarımız Dalgalanan etimizin altında Ezilsin böyle binyıllarca. Bir kokun var senin iksirdir. Yaptığın çay iksirdir İçindeyken senin, ne içindeyim? Birtakım yapraklar içindeyim N’olur al bir bebek çarşıdan Maltepe desin Kahverengi desin Yumurta desin Bir sınır hediyesi desin Geldim işte vurdum kapıyı Birdenbire seni! Sessizce Güvenli ama hüzünlü Bir orman perisi gibi Bir ağaç gibi, dalını Nereye uzatacağını bilen. Sonra iki yudum konyak Koltuklar sadakat dolu Sehpanın sarılışı ise Sanma ki başka şeyden Sevinçten, yavrum, Sevinçten sevinçten Vinç! diye öter sevinç kuşu N’olur al bir bebek Karnına basınca vinç! desin Basmayınca da vinç! desin Ben böyle düşünüyorum Senden ne haber? Sf 315 Sesin Senin Fotoğraf çektirmek için yan yana getirilmiş iki nesne değiliz biz Güvercin curnatasında yan yana akan iki güverciniz Mesafeler birleştirdi bizi bir de sözler Razı olma hiç bir sessizliğe Biliyorsun seni seviyorum Pencereden bakmayı Öğreteceğim sana Sesin balkona asılı çamaşırcasına Havalansın, havalansın dursun Sokakta sen değil balkonda; dışarı çıktığın zaman romanını yastığının altına sakla; Şiirini mutfağa koy Boş bir deterjan kutusu vardır nasıl olsa, Öykünü yanına alabilirsin elbet Müziğini de, resmini de Niçin güvenemiyorsun bana? Sf 317 Düello Bil ki bir düelloda Acı bir şey vardır Ölüm korkusundan da Dün en güvendiğin adam Karşı tarafın şahididir ve daha acıdır bu ölümden de korkusundan da Sf 318 Gitsin Efendim Bir kez daha diyeyim Özenle katlanmış bir mendil gibisin Sil beni n’olur kırk yıllık kirim pasım gitsin Sf 320 Yabancı Dil Beş dil biliyormuş ünlü kişi Ünlü ve saygıdeğer Bir de Türkçe öğrense Altı eder Sf 321 Dikkat Okul Var! Bütün çocuklar anlar da Okul kitaplarına girmez benim şiirim Sf 323 [Biliyorum Sana Giden…] Biliyorum sana giden yollar kapalı Üstelik sen de hiçbir zaman sevmedin beni Ne kadar yakından ve arada uçurum; İnsanlar, evler, aramızda duvarlar gibi Uyandım uyandım, hep seni düşündüm Yalnız seni, yalnız senin gözlerini Sen Bayan Nihayet, sen ölümüm kalımım Ben artık adam olamam bu derde düşeli Şimdilerde bir köpek gibi koşuyorum ordan oraya Yoksa gururlu bir kişiyim aslında, inan ki Anımsamıyorum yarı dolu bir bardaktan su içtiğimi Ve içim götürmez kenarından kesilmiş ekmeği Kaç kez sana uzaktan baktım vapurunda; Hangi şarkıyı duysam, bizimçin söylenmiş sanki Tek yanlı aşk kişiyi nasıl aptallaştırıyor Nasıl unutmuşum senin bir başkasını sevdiğini Çocukça ve seni üzen girişimlerim oldu; Bağışla bir daha tekrarlanmaz hiçbiri Rastlaşmamak için elimden geleni yaparım Bu böyle pek de kolay iş değil gerçi… Alışırım seni yalnız düşlerde okşamaya; Bunun verdiği mutluluk da az değil ki Çıkar giderim bu kentten daha olmazsa, Sensizliğin bir adı olur, bir anlamı olur belki İnan belli etmem, seni hiç rahatsız etmem, Son isteğimi de söyleyebilirim şimdi Bir gece yarısı yazıyorum bu mektubu Yalvarırım onu okuma çarşamba günleri Sf 328 [Bu Yaşta] Bu yaşta Orta okul aşkı Lise değil Ege’de Nüfus 40 bin Geniş zaman, evet geniş zaman istiyorum Ama telefon kulübesinden konuşuyorsun Süre doldu dolacak Üç dakika O, dar zamanda Bir başka açıklamıyor mu Daha doğrusu hemen özetlemiyor mu kişiyi ve durumu Bir kişisellik kazanmıyor mu zaman Üstü başın olmuyor mu zaman an, diyorum, çocukluktur… Sf 329 Övünme En büyük telif hakkını ilk okuduğun kitaptan aldın, Kan Kalesi. Ama Doğu Perinçek kimin şiiriyle tavladı Şule’yi Kim serbest bıraktı yasaklanmış Emmanuel filmini* Göz kırpma hakkını bile yitirmiş başbakan Tenis oynayanı getirdi takunyalı Bizim ilişkimiz ne bileyim belki de hayatı sürdürme ilişkisi Sadece bu mu? 1 Mayıs bir de Ramazan’a rastladı iyi mi? Müslüman işçiler namazdan sonra bağırdılar *Emmanuel filmin yasaklanma kararı üzerine Danıştay’a başvurulmuş, Danıştay da bilirkişi olarak Cemal Süreya’yı seçmiş ve onun raporu üzerine film üzerindeki yasak kaldırılmıştı Doktrin “Ne zaman bu şehirden kaçıp gitme isteği gelse, bir köşeye oturup geçmesini bekliyorum. Gidersem dönmem çünkü biliyorum.” – Cemal Süreya hayat kısa, kuşlar uçuyor..’Cemal Süreyaağaç anlatabilir kendini yağmura,hiç değilse fısıldayabilir-bunu nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,uçsa bir ömür boynunda vebal.’Birhan Keskin kuşlar uçarlar uçarlar, insanlar vardı sanır..’Cahit Zarifoğlubelki bütün kuşlar uçar, belki değil mutlaka..’Turgut Uyar kuşlar boşluk boşluk uçtukça. bir şey hızla duruyor..’Edip Canseverkuşlar gelsin hafız;onlara dair kötü hatıraları yoktur gökyüzününonlar intihar nedir, ihanet nedir bilmezler’Bekir Erdoğan mevsimi aşka çağıran kuşların nerde senin..’İsmet Özel yüreğinde ki yaralara kuş olayımher şeyi düzeltip lütufkarca uçayım’Özmen Yıldıztakınsam kanat manat, kuş muş olsam seğirtsem..’ Kısakürek kuşlar peru’ya ölmek için uçar..’İlhan BerkBir çocuğun, kuş olduğunu düşünmeye hakkı vardır. Tabii bubiraz arka balkonlarda manasızca oturmayı seviyorsa.’Emrah Serbesutanın; kuşlar uçuyor, uçaklar düşüyor..’Özdemir Asafâh beni vursalar bir kuş yerine..’Sezai Karakoçve sen kuş olup gidersin’Tarık Tufan kuşlar mı ki, çok şey denildi şair dilinden..’Ahmet Tellidön bana ve dinle, kuşlar uçuşuyor içimde..’Erdem Beyazıtgöçmen kuşlar gibi çok uzaklardan. gel artık. ne olursun..’Yavuz Bülent Bakilerkuşlar ölürse yere düşerler, yere düşerler ve onları hep zehratoplar..’Âh Muhsin Ünlüyüreğinden beyaz kuşlar uçardı yüreğime..’Haydar Ergülenbir yastık arıyorum kuş seslerinden..’İbrahim Tenekeciuçan kuşlar konsun senin göğüne..’Murathan Mungankonuk et, kanatları kanatılmış kuşlar getirdim sana..’Yılmaz Odabaşı âh bu kuş, bu gidişle. uça uça gök bırakmayacak. öteki kuşlara..’Cahit Koytakkuşlar uçuyor, kervanlar geçiyor, bir iğne deliğinden..’Âsaf Hâlet Çelebikuşlar geçiyor, derken; yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık..’Orhan Veli Kanıksiz söyleyin garipliğimi kuşlar..’Cahit Sıtkı Tarancıkuşlar gibi yalnız, yapayalnızdım açıkta..’Yahya Kemal Beyatlı hasretsiz bir kanat şakırtısına, mavi gökte kuşlar yine uçar mı?’Ahmet Hamdi Tanpınar uçun kuşlar, uçun burda vefa yok..’Rıza Tevfik Bölükbaşı sen gittin gideli kuşlar anlamaz görünür..’Hilmi Yavuzcanımla besliyorum şu hüznün kuşlarını..’Cemal Süreyakuşlar da kaderle uçar..’Cahit Zarifoğlu kuş ölür, sen uçuşu hatırla…’ Füruğ Ferruhzad“öyle güzelsin ki, kuş koysunlar yoluna”Nilgün Marmara Programın 1. bölümünde; Cemal Süreya ve "Gül" şiiri konu edilmektedir. Alakalı haberler Maltepe Belediyesi, büyük şairin 32. ölüm yıldönümünde Cemal Süreya Parkı’nı açtı Ünlü şair cemal süreya ölüm yıldönümünde memleketi tunceli’de anıldı - Tunceli Haberleri Usta şair Cemal Süreya, ölümünün 32. yılında anılıyor Cemal Süreya'ya memleketinde anıldı Cemal Süreya mesajları ve sözleri! En güzel, kısa ve uzun Cemal Süreya şiirleri - Son Dakika Haberler Şair Cemal Süreya anılıyor... Cemal Süreya kimdir? İşte Cemal Süreya'nın eserleri Gündem Haberleri Türk edebiyatının usta ismi Cemal Süreya sözleri ve şiirleri! Resimli ve kısa, uzun seçenekleriyl... Hayat Kısa Kuşlar Uçuyor Cemal Süreya anısına sergi - Keyif Haberleri Cemal Süreya kimdir? Cemal Süreya ölüm tarihi nedir? Cemal Süreya şiirleri, sözleri.. Cemal Süreya - Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni Cemal Süreya- Uzaktan Seviyorum Seni Cemal Süreya kimdir? Cemal Süreya şiirleri ve sözleri - Son Dakika Haberler Cemal Süreya ölümünün 30. yılında kendi çizimleriyle anıldı - Kültür-Sanat Son Dakika Haberler Cemal Süreya – Üvercinka SözleriBöylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden En uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu kesmemeye Laleli’den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız Birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun Ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez Sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor Bütün kara parçalarında Afrika dahilAydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma Yatakta yatmayı bildiğin kadar Sayın Tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler Boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının Ben böyle canlı saç görmedim ömrümde Her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor Bütün kara parçaları için Afrika dahilSenin bir havan var beni asıl saran o Onunla daha bir değere biniyor soluk almak Sabahları acıktığı için haklı Gününü kazanıp kurtardı diye güzel Birçok çiçek adları gibi güzel En tanınmış kırmızılarla açan Bütün kara parçalarında Afrika dahilBirlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü Boynun diyorum boynunu benim kadar kimse değerlendiremez Bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek İki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar Böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar Zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar Bütün kara parçalarında Afrika dahilBurda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası Kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki Padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok Aklıma kadeh tutuşların geliyor Çiçek Pasajında akşamüstleri Asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor Bütün kara parçalarında Afrika hariç değil

cemal süreya kuşlar uçuyor şiiri sözleri