büyük konuşunca ne yapmak gerekir
Koşmak gibi, yemek gibi hatta tüm bedenin hareketlerini en minimal düzeyde devam ettirdiği uyumak gibi bir fiildi. Şimdi herkese geçmeyen bir yorgunluk hakim gibi. Düşünüyorum da sanki bir peri elinde büyükçe bir çuvalla evlerimizin üzerine yorgunluk tozu serpiyor gibi. Günde altı saat uyku dinlendiremiyor bizi.
Site De Rencontre Français Gratuit 2014. Tövbe ve İstiğfar duası günlük olarak en çok aratılan konuların başında geliyor. Yüce Allah'un rahmetini esirgemediği hayırlı günlerde müminler tövbe ederek Allah'tan af dileyecek. Bu nedenle 'Tövbe duası okunuşu ve anlamı nedir? İstiğfar duası nasıl okunur?' soruları sıklaşmış durumda...Öneri Tövbe Duası Arapça Okunuşu“Estağfirullah. Estağfirullah. Estağfirullahe'l-azîm el-kerîm, ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyü'l-kayyûmü ve etûbü ileyhi, tevbete abdin zâlimin li-nefsihî, lâ yemlikü li-nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ. Ve es-elühü't-tevbete ve'l-mağfirete ve'l-hidâyete lenâ, innehû, hüve't-tevvâbü'r-rahîm.”Tövbe Duası Türkçe Anlamı“Ya rabbi! Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim, pişman oldum. Küfür, şirk, isyan, günah ve kusur her ne türlü hâl vaki oldu ise, cümlesine tevbe ettim, pişmanlık duydum. Bir daha yapmamaya azm ü cezm ü kast ettim. Sen bu tevbemi kabul eyle. Nefsime uyup, şeytana tabi olup da aynı günah ve kusurları bir daha tekrar etmeme imkan verme, yâ Rabbi. Bir daha iman ve ikrar ediyorum ki, Peygamberlerin evveli Âdem Aleyhisselâm, ahiri ise Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm, bu ikisi arasında her ne kadar peygamber gelip geçtiyse, Bunların cümlesine inandım, iman ettim, hepsi de haktır ve gerçektir. Bütün peygamberlere, onlara gönderilmiş olan İlâhi kitaplara ve içindeki emirlere şeksiz ve şüphesiz iman ettim, dilimle ikrar, kalbimle tasdik ediyorum ve yine iman ve ikrar ediyorum ki en son kitap Kur'ân-ı Azimüşşân ve en son Peygamber de Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm'dır.”Tevbe İstiğfar DualarıTevbe istiğfar duaları, anlamıyla günahlarımızın kusurlarımızın affı için Allah'a yakarıştır. Bu yüzden bu duayı ederken günah ve kusurlarımız için pişmanlık duyarak üzülerek samimi bir şekilde yapılması gerekir. Peygamber Efendimiz SAV bir Hadis-i şerifte, “İstiğfâre devam edeni, çok okuyanı, Allahü teâlâ, derdlerden, sıkıntılardan kurtarır. Onu, hiç ummadığı yerden rızklandırır” diye buyurarak istiğfar etmenin önemine işaret etmiştir. Âyet ve hadîslerde dua teşvik edilmiştir “Rabbiniz, şöyle buyurdu Bana dua edin, size cevap vereyim duanızı kabul edeyim” Mü'minûn, 23/60.İstiğfar Duası Anlamı Hadis-i şerifte, “Her namazdan sonra, üç kere “Estağfîrullahel'azîm ellezî lâ ilâhe illâ huv el-hayyel-kayyûme ve etebü ileyh” okuyanın bütün günahları affolur” buyuruldu. Anlamı ise “Bu ana gelinceye kadar benim elimden, dilimden, gözümden, kulağımdan, ayağımdan ve elimden bilerek veya bilmeyerek meydana gelen bütün günah ve hatalarıma tevbe ettim.” meşhûr olanı, Peygamberimizin bildirdiği, “Estagfirullahellezî lâ ilâhe illâ hüverrahmanirrahîm el-hayy-ül-kayyûmüllezî la-yemûtü ve etûbü ileyh Rabbiğfir lî” Nasıl Edilir?İslam âlimleri bu ve benzeri âyetlerle hadislerden hareketle tövbenin geçerli olması için gerekli şartları belirlemişlerdir. Buna göre bir tövbenin makbul olabilmesi için; işlenen günahı terk etmek, günah işlediğine pişman olmak, günahı bir daha işlememeye azmedip söz vermek, eğer işlenen günah kul haklarıyla ilgili ise, bu durumda, hak sahibi ile helalleşmek, Allah’tan af dilemek gerekir. Kul hakkından kurtulmak, ihlal edilen hakkı, sahibine veya varislerine iade etmekle ya da affını istemekle Namazı Nasıl Kılınır?Tövbe namazı günah işleyen bir kişinin kalkıp abdest alarak iki rekat namaz kılması işlediği günahtan dolayı pişman olması bol bol tövbe istiğfar etmesi demektir. Tövbe namazı iki rekat olup abdest alınarak kılınmaktadır.
Muhammed Bozdağ, Dua Soru -Hocam, büyük konuşmanın Allah’a meydan okumak gibi olup belalara sebep olduğunu yazıyorsunuz. Fakat, bakıyorum dünya ölçeğinde nice sanatçı, şirket sahibi veya siyasetçi, başaracağız, ben yaptım, ben başardım tarzında iddialı konuştuğu halde başlarına bir bela gelmiyor. Yazdıklarınızla hayatın gerçekleri çelişmiyor mu? Cevap -Sözümüzün çerçevesi konuyla ilgili yazdığımız içeriğin tamamı okunup doğru anlaşılabilirse ortada bir çelişki zannı oluşmaz. Detaylarını Ruhsal Zekaya havale ederek konuyu şöyle açıklayalım -Öncelikle ataların, “Büyük yokma ye, büyük söz söyleme” atasözünün kast ettiği Allah’a meydan okuyucu sözün mantığını iyi anlamak gerekir. Bir sözü, sanki irademize ve olaylara Allah hükmetmiyormuş, sanki Allah olacaklara karışmayacakmış, sanki her yaptığımıza hakimmişiz gibi bir bilinçle -ve özellikle alimse sadece üslupla da olsa söylemek- Allah’a meydan okumak anlamını içerir. Mesela, “Ben asla öyle yapmacağım. En iyisi benim yaptığım olacak. Ben kesinlikle müsaade etmem. Mutlaka orada olacağım. Bunu ben yaptım, yenisi de yapabilirim.” türünden sözlerde ilahi yardıma, takdire, rahmete yönelik en küçük bir ima dahi bulunmamaktadır. -Büyük konuşmanın bir belaya dönüşebileceği gerçeği bizim aklımızın, şahsi gözlemimizin bir ürünü değil, kâinatın yüce Yaradan’ının kader kuralıdır. Allah şöyle buyurmuştur “Hiçbir şey hakkında sakın “yarın şunu yapacağım” deme! Ancak, İnşallah Allah dilerse, nasipse yapacağım!’ de.” Kehf, 23-24 -Yüce Allah, nasipse demeden, Allah’ın takdirini hesaba katmadan mahsulü dilencilerden gizlice toplama hayaliyle sözleşip bahçelerine giden iki çiftçinin mahsulünün, bu tutumları yüzünden yok edildiğini örnek olay olarak bize anlatır. Kalem, 17-28 O müminler, devşirecekleri meyvelerin Allah’ın nasibi olduğunu ve Allah dilerse, yerlerinden yeller esebileceğini unuttular. Kazançlarını garanti gördüler ve bunun tokadını yediler. Fakat mümin olduklarından bahçelerine gelen belanın kendi gafletlerinden kaynaklandığını fark edip oracıkta tövbe ettiler. -Kadere iman açısından inşallah kavramının kardeşi olan ikinci kavram da maşallah kavramıdır. Bu kavramı kullanarak, o nimetin veya eserin bizim kendi ürünümüz değil, çabamıza karşı Allah’ın lütfu olduğunu teyit etmektir. “Bol mahsulünden hoşlandığın o bağına girdiğin zaman, Mâşâallah! Bu şey Allahın yapıp yaratmasıyladır deseydin ya!” Kehf, 39 ayeti dikkate alacağımız ikinci uyarıdır. -Dikkat ederseniz bu kurallar, ilkeler ve uyarılar cennet ehli müminler içindir; cehennem ehli inkârcılar için değildir. İnkârcılar zaten Allah’a düşman olmuşlardır. İddialı konuşarak Allah’a meydan okumaları düzeltecek bir tokat yemeleri gereksiz ve anlamsızdır. Bu tokadı yiyerek şirk yolunu düzeltmesi gerekenler müminlerdir. Diyelim ki çoban olsanız, koyunlar uçuruma giderken onları bağırıp çağırarak ve eğer sizi dinlemezlerse döverek uçurumdan uzaklaştırırsınız. Neden? kurtulmalarını istediğiniz için. Ama koyunlarınızı boğan bir kurdu uçurumun kenarında görseniz uyararak kurtarmaya çalışır mısınız? -Bir başka husus… Mümin iddialı sözüyle imtihan olur evet. Fakat eğer bu iddiası gafletinden kaynaklanmışsa, sözünün anlamını idrak edemeyecek kadar cahilse veya Allah’a karşı iddialı sözüyle işlediği hayasızlığı fark edip hemen tövbe etmişse Allah onu affeder ve onu o iddialı sözüyle imtihan etmez. O beladan böylece kurtulur. -Şunu söyleyelim ki bir müminin başına Allah’ın hayatana hakimiyetini unutarak söylediği iddialı sözler yüzünden dert geliyor ve iddiasıyla imtihan oluyorsa o Allah’ın sevdiği kullarındandır. Allah bu yolla ona şefkat etmekte ve onun yolunu düzeltmektedir. -Son bir nokta da şudur İddialı sözden kastımız, her türlü hedef belirleme ve amaca adanma değil, Allah’ı unutan kesin ve keskin iddialar ortaya atmaktır. Müslüman bir politikacı şunu yapacağız derken inşallah demeyi unutursa, nasipse demezse veya şunu yapmaya azmettik tarzında bir ifade kullanmazsa çok geçmez onun altında ezilir. Başaran siyasetçilerin, işadamlarının veya sanatçıların dilinden inşallah ve hamd olsun kelimesini çok duyarsınız. Başardıkları için hamd etmeleri ve başaracakları için inşallah demeleri veya yüreklerinde bunun idrakini taşımaları onları vebalden kurtarır. Böylece de başarılarının yolunu açarlar. Muhammed Bozdağ
Reklam Engelleyici Algılandı Tarayıcınızda reklamları engellediğinizi görüyoruz, içeriği daha sağlıklı şekilde okuyabilmek için lütfen reklam engelleyicinizi devre dışı bırakın!.
Anasayfa / Etiket üniversitede ne yapmak gerekir Etiket Arşivi üniversitede ne yapmak gerekir 26 Kasım 2011 Başarı Yazıları Üniversite öğrencilerine tek bir şey söylemem gerekse herhalde düşlerinin peşinden koşturmalarını söylerdim. Eğer bunun için derse katılmamanız gerekiyorsa katılmayın. Eğer bunun için sabahlara kadar batak oynamamanız gerekiyorsa oynamayın, eğer bunun için hava alanlarında ya da otobüs terminallerinde uyumanız gerekiyorsa veya otostop çekmeniz gerekiyorsa hiç durmayın, hemen yola çıkın arkadaşlar. Çünkü hepinizin aslında çok iyi bildiği gibi o dört sene o kadar hızlı geçiyor ki mezun olduğunuzu anlamıyorsunuz bile. Zaten asıl mesele üçüncü sınıfın yazı ile son sınıfta başlıyor. Staj koşuşturmacası, mezuniyet de yaklaştı ben olacağım kaygısı alıp başını gidiyor. Devamını Oku »
“Uyarsak biz nefs adlanan elçiye,Tükürürüz vicdan kesen ölçüye,Odur veren düz kıymeti her şeye,Vicdanından korkmayandan korkarım.” Bahtiyâr VahapzâdeAzerbaycan Türk şiirinin Mehmet Âkif Ersoy’u olarak nitelendirilen Bahtiyâr Vahapzâde “Vicdanından korkmayandan korkarım.” Diyor yukarıya aldığımız dörtlüğünde…O halde vicdan nedir? Kaynağı nedir? Neresi olmalıdır… İnsanın korkabileceği bir vicdanının olabilmesi için nasıl bir vicdan inşâ edilmelidir?Din ile hiç ilgisi olmayan kimselerin bile yeri geldiğinde sen benim vicdanıma bak dediği dikkâte alınırsa vicdan kendi halinde oluşur mu? Doğuştan ise, Allah’ın içimize yerleştirdiği bir duygu ise, bu duygunun korunması, beslenmesi ve insanla birlikte yaşayabilmesi için neler yapmak gerekir? Vicdan, özellikle son dönemlerde insan hakları ve demokrasi bağlamında üzerinde en çok durulan kavramlardan biri olmuştur. Vicdan daha çok din ve vicdan hürriyeti, fikir ve ifade hürriyeti gibi inanç ve düşünceyle ilgili kavramlarla birlikte söz konusu edilmektedir. Klasik İslâmî literatürde de vicdan kavramı karşılığında genellikle nefis ve kalp kelimeleri kullanılmıştır. Tasavvufa göre kalp, dinî ve ahlâkî faziletlerin kaynağıdır. Bazı konularda aklın sınırlarını aşan dinî hakikatlerle ilâhî sırlar hakkında doğru bilgi edinmenin en güvenilir yolu kalbi günah kirinden, cehalet, taklit ve taassuptan arındırmaktır; bu da tasavvufta vicdanî arınmanın önemini gösterir. Kalp çeşitli yollarla temizlendiğinde insanı ahlâkî davranışlara yönelttiği gibi onun mânevî âlemi ve gerçeklerini idrak etmesini de sağlar Osmanlıların son dönemiyle Cumhuriyet döneminde Batı ahlâk felsefesine dair eserlerin Türkçeye çevrilmesi sürecinde Fransızca’da ahlâkî şuuru ifade eden “conscience morale” tamlamasının vicdan kelimesiyle karşılandığı görülmektedir. Nitekim İsmail Fenni Ertuğrul Lugatçe-i Felsefe’de s. 125 “conscience morale” için “hiss-i bâtın, vicdan, hayrı şerden temyiz etme kuvveti, vazîfe-i hissî, şer işlemekten hâsıl olan ıstırap ve hayır işlemekten husule gelen sürûr.” şeklinde zengin bir tanım HUGO, vicdan konusundaki belki de en uç ve en radikal tanımlamayı yapıvermiştir; “Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır!” diyerek…Değerli okurlarım, Allah’ın bize Kur’an’da Kaf suresi 16. Ayette; “Ben size şah damarınızdan daha yakınım!..” hitabı dikkâte alındığında, “Vicdan, insanın içindeki Tanrı’dır!” diyen Victor Hugo haksız da sayılmaz hani…Ahi’yi tanımlarken kullanılan “Ahi, vicdanına Allah’ı gözcü koyan insandır!..” tanımlaması da Allah’ı kalbince içinde her an hissetme erdemine ulaşabilmiş; bu noktaya gelmekte gerekli ruh eğitimini almış kişiyi ifade eder…Günümüzde çok kazanmayı zeki olmaya ve kurnazlığa; iş bilirliğe bağlayarak övünen kimseler vardır Halbuki zeka; zeki olma, beynin işlem yapmadaki hız olgusu Allah tarafından insanoğluna hazır sunulmuş en özel hediyedir. Kötüler, zekayı kendi çıkarları için kullandıklarında bunu kurnazlık olarak ise zekayı kullanırlarken yapılacak iş ve elde edilecek sonuç Allah’ın rızasına uygun mudur, değil midir dedirten duygunun kaynağı vicdanıdır. 20 yüz yılın önemli düşünürlerinden Cemil Meriç tam da bu noktada “Çıkar konuşunca vicdan susar” der… Biz bu durumu; çıkarıyla vicdanı arasında kalan kişinin konumunu yakın geçmişte “Vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışmak!” sözünde duymuştuk…Buraya kadar olan anlatımlardan anlıyoruz ki, vicdanın kaynağı İlâhîdir. Dünyaya gelen her insanın iç dünyasında vicdan duygusu da doğuştan vardır Çevre eğitimle, vicdan kavramını ya besler, korur, çoğaltır ömürlük eyler; ya da karartır, gölgeler, kirletir aslından uzaklaştırırİşte bu noktada biz Tanrı ile bağlantılı vicdan duygusunu taşıyan ve hayatına ona göre nizam veren kişilere vicdanlı; olaylara ve durumlara kişisel çıkarlarıyla bakan kazanmak için her türlü yol ve yöntemi mübah gören anlayıştaki kişilere de vicdansız deriz…Toplumda çok kullanılan “Arkadaşını söyle senin kim olduğunu söyleyeyim!” sözüne vicdan kavramı özelinde bakarsak, vicdansız kişileri arkadaş edinecek kişi de ona benzeyecektir. Zaman içinde sadece kazandıklarıyla; aslında kandırdıklarıyla sadece ekonomik alanda daraltmamak gerekiyor haliyle. Hayatın her alanında, toplum ilişkilerinin her aşamasında insanların kişisel çıkarlarına göre ortaya koydukları tavırlar muhatabı olan insanların vicdan terazisinde tartıya konmakta ve ona göre bir değer verilmektedir kendisine. İşte, itibar dediğimiz kavram da uzun yıllar boyunca ortaya konulan tavırlardaki tutarlılığa göre oluşmakta toplum vicdanında bir hüküm olarak yerini toplum hayatı ve işleyişi uluslar arası güçler tarafından belirlendiği ve yönetildiği için, vicdan kavramı da maalesef hayatın içinde yer bulamamaktadır. Dünyaya yön veren güçler, kendi ülkelerinde uyguladıkları adaleti, sosyal nizamı ve kuralları kendileri dışındaki ülkeler için özellikle de 3. Dünya ülkelerinin insanları için rafa kaldırmakta sömürü düzenini sürdürebilmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktadırlar Suriye, Irak, Afganistan, Sudan vbBu bağlamda her hâlükârda en çok ihtiyacını duyduğumuz dost kavramı ya da yol arkadaşı kavramı “Vicdan Kardeşliği”dir…Tasavvuf kültüründe kadınların “ahretlik” , erkeklerin ise “yol kardeşi”, “ahret kardeşliği” şeklinde kardeş yapılmalarındaki hikmet de “vicdan kardeşi” olmalarını sağlamak içindir. Ortam, konum ve iş kolu er ne olursa olsun; her insan için aranan arkadaş; vicdanları aynı değerlerle mücehhez olan arkadaşlarla vicdan kardeşliği olabilmektir. Olabilene, bulabilene ne mutlu… Allah herkese Vicdan kardeşi nasip etsin duasıyla noktalayalım yazımızı derim… “Kanadı kırık kuş merhamet ister.” Diyor ya Sezai KARAKOÇ… İhtiyaçlıya gösterilecek olan merhametin sergilenebilmesi de vicdan duygusuna bağlıdır hiç şüphesiz… Sevgilerimle…
büyük konuşunca ne yapmak gerekir